Allah'ın zamandan mekandan bağımsız olduğuna kurandan delil
Hepimiz "Allah zamandan, mekandan maddeden bağımsızdır" diye biliriz. Felsefi olarak öyledir, Müslüman filozoflar da genel olarak bunu savunmuş, böyle öğretmişlerdir. Ancak, çoğumuz "kuranın neresinde bu yazıyor?" denilse, kurandan kaynak veremeyiz ne yazık ki. 🙂Hatta daha kötüsü, bazılarımız kuranda böyle bir ayet bulamadığı için, Allahın bunlara bağlı olduğunu düşündüren ayetleri baz alarak "Allah bunlardan bağımsız değildir" der. Bu şekilde bir görüşün sonu en fazla panteizm'e gider.. Zaten panteizm ve Ateizm arasında pek de bir fark yok. Biri evreni bilinçli kabul ederek "Allah evrenin kendisidir" der ve panteist olur. diğeri de evreni bilinçsiz kabul ederek Ateist olur...
Allahın zamandan, mekandan maddeden bağımsız olduğuna dair sadece iki ayeti örnek veriyorum
Kasas 88:
:كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُۜ
Her şey yok olacaktır, ancak onun (Allah'ın) kendisi hariç..
Rad 16:
اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ
Allah, her şeyi yaratmıştır.
Bu iki ayetten kıyasla, Allahın şey(ler)'den bağımsız olduğunu rahatça görebiliriz. Çünkü her şeyi yaratıyor ve kendisi dışında her şey yok olacaksa, bu yarattığı şeylerden kendisinin bağımsız olması gerekir. Eğer bağımlı ise, kendisi de yok olacaktır! Ki bu imkansız olduğuna göre bağımsızdır. 🙂
Şimdi de "şey (شيء)" nedir? Bunu bulalım.
Şey, varlığı bilinebilen ve kendisinden haber verilebilendir. [¹]
Mekan, (gökler ve yer) "şey" midir?
➡ Bakara 117
بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
Göklerin ve yerin, yaratıcısıdır. ✔️
Zaman, "şey" midir?
➡ İnsan 1:
ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ...
Zamandan bir süre... ✔️
Madde, "şey" midir?
➡ Sebe 3:
لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ... وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ
Gizli kalmaz ondan, bir zerre ağırlığı... Bundan [Zerre'den] daha küçüğü bile.. ✔️
Zerre (ذرة) karıncadan daha küçük olan bir şeydir [²] ayet zerreden bile daha küçük bir şeyden bahsediyor. Bunun atom olduğunu söyleyebiliriz. (ayrı bir konu)
Bu üç ayet mekan, zaman ve maddenin "şey" olduğunu gösterdiğine göre, üstteki açıklamama binaen Allahın zamandan mekandan maddeden bağımsız olduğunu söyleyebiliriz 🙂
Anti tez olarak sunulan ayetlere de kısaca değinelim;
➡ Mekana bağlı olduğu düşüncesi:
Mülk 16 "gökte olanın sizi yeri geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz?"
"gökte olan" sözüyle kasıt edilen şey bir görüşe göre melek; bir diğer görüşe göre ise, Arapların öyle zannetmesi sebebiyle öyle denildiğidir. Çünkü Araplar, Allahın gökte olduğunu iddia ettiği için ayet onların iddiasına göre "gökte olan" demiştir. aynı zamanda, insanların genelinde öyle bir inanç olduğu için de böyle denilmiş olabilir. Mümin 36-37 ayetlerinde, firavunun haman'a "bana bir bina inşaa et, Musanın Rabbine (Allah'a) bakayım" demesi, bakara 210. Âyette "onlar Allah'ın melekler ile birlikte bulutların içinden gelmesini mi bekliyorlar?" ifadeleri de bu görüşü desteklemektedir 🙂
🌟 Rad 2 "Allah, arşa istiva etti"
🌟 Hakka 17 "o gün Rabbin'in arşını sekiz melek taşır"
🌟 Hud 7 "Arş´ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır."
Öncelikle kuran'da Allah'a nispet edilen bazı sözlerin metafor olduğunu biliriz: "El= güç",(48:10) "yüz=yön"(2:115) gibi...
"Arş (عرش)" sözlükte bildiğimiz "taht, kürsü" manasındadır. Ancak Allah'ın arşı, insanların zannettiği gibi bir "taht" değildir. Kimileri "evreni kuşatan bir cisimdir" demiştir. Arş'ın ne olduğunu bilmesek de, onun taht/kürsü olmadığını biliyoruz. Çünkü fatır 41. Âyette şöyle denir "Allah gökleri ve yeri yok bozulup gitmesin diye tutar. Eğer o tutmasa, tutacak hiçbir kimse yoktur"
Eğer arş' ı Allahın üzerine oturduğu bir kürsü olduğunu düşünürsek, Allahı taşıyan bir şeylerin olması gerekir, ki bunun da fatır 41. Ayetle çelişkili olduğunu rahatça görüyoruz.
İstiva kelimesi, pek çok manada kullanılır. "yönelmek, düzenlemek, kurulmak...." ilgili ayeti "oturmak/kurulmak" olarak kabul edenler Allahın mekana bağlı olduğunu iddia etseler de, istiva bu Ayette "hükümranlığı altına almak/idaresini ele almak" manasındadır. (bkz: Beydavi Araf 54)
🌟 Mearic 4 "melekler ve ruh, süresi 50.000 yıl olan 1 günde ona yükselir"
Buradaki "ona" ifadesinden dolayı, Allah'ın bir mekanda olduğu ve meleklerin de o mekana yükseldiği iddia edilmiştir.
"ona" söz, tıpkı saffat 99. Âyette ibrahimin "ben Rabbim'e gidiyorum, o bana hidayet edecektir" sözüne benzer. Ibrahimin doğrudan Allah'a gidecek hali yoktur, doğal olarak "Rabbimin emrine gideceğim" manasındadır. Mearic 4. Ayetteki "ona" sözü de "onun (Allahın) emrine" manasındadır. Bu yorumda, mekana bağlı olduğu görüşü çıkmaz 🙂
➡ Zamana bağlı olduğu düşüncesi;
🌟 Hac 47 "Allah katında 1 gün, sizin saydığınız 1000 yıl gibidir"
Bu ayete dayanıp "Allah zamana bağıdır" diyenler vardır ne yazık ki 🙂 ayetin Arapça metninde geçip, meale pek yansımayan "..katında" mânâsına gelen bir zarf var: "inde (عند)"
"Allahın katı" ile "Allahın kendisi" aynı değildir. Örneğin;
Nisa 78 "iyilik ile kötülük...hepsi Allah KATINDAN (indillah =عند الله) gelir.."
Nisa 79 "iyilik ALLAHTAN (minallah =من الله), kötülük nefsinden gelir"
Bu iki âyette "Allah" ile "Allah katı" aynı olmadığını rahatça görüyoruz. Hac 47.Ayette, "Allah katı" denilen mekanda çok uzun bir zaman olduğu söyleniyor. Allahın kendisinin zamana bağlı olduğu değil..
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
[¹] Mufredat: şye شيء maddesi
[²] lugat ve sihah arabiyye ذرة maddesi. Ayrıca birçok sözlükte aynı manayı görebiliriz.
Yazılış tarihi: 07 Ekim 2018
Hubeyb Öndeş
Pdf link https://docdro.id/fORfPsu
Nisa 34 kuranda kadına şiddet? (tüm detaylarıyla)
Belkide, sorgulamamın en uzun sürdüğü ve en çok fikir değiştirdiğim ayetlerden birisi budur. Önceleri (Arapça öğrenmeye başlamadan önce) genel olarak bilinen yorumları yapıyor, "darb" fiiline "çıkarmak, bırakmak," şeklinde manalar veriyordum. Ancak, bilgi sahibi olunca, bu yorumların zorlama olduğunu fark ettiğimden, vazgeçtim. İsteyenler bu manaları savunabilir, "zorlama" yorum olduğu için âyette yazılanı değil, yazılmasını istediğimiz manayı verdiğimizi görüyorum. Bu yüzden ayeti olduğu gibi bütün bir şekilde açıklamaya karar verdim. Bize düşen, ayetlerin mantığını anlamak ve mantıksal temeller üzerinden açıklamak olmalı; olmayan manaları kelimelere yükleyip, insanların istediği manayı vermek olmamalıdır. Unutmayalım: İslam fıtrat dinidir. Kuran'da fıtrata ters hiçbir emir yoktur. 'emrinize itaat etmeyen kadına şiddet uygulamak' elbetteki fıtrata, vicdana ters bir eylemdir. Nisa 34. Ayetin konusu da bu değildir. Bütüncül olarak ele alırsak neyden bahsettiğini daha iyi anlayacağız.
Lütfen, yazımı sonuna kadar okumadan yorum yapmayın.
En büyük yanılgı, bu ayetin Eşler arası geçimsizlik ile ilgili olduğu düşüncesidir.
Tegabun 14 "Ey inananlar! Eşlerinizden size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Eğer affeder, hoşgörür ve bağışlarsanız, o halde Allah da bağışlayan ve Rahimdir"
Yani "hanımın sana düşman bile olabilir, onu affet" diyor.
Nisa 19 "kadınlarla iyi geçinin, eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki; hoşunuza gitmeyen bir şey çok hayırlı olabilir"
Bunları diyen Allah "itaat etmezse döv" der mi sizce?
Bu ayetlerden ve ayetin kendi bütünlüğünden anlayacağımız üzere ayetin geçimsizlik veya itaatsizlik ile hiçbir ilgisi yoktur.
Ayeti kısım kısım inceleyelim;
"Allahın birbirlerinden farklı kılması ve mallarından infak etmelerine karşılık, erkekler kadınların üzerinde GÖZETİCİDİR"
"kavvem = قوام" kelimesi "GÖZETİCİ; koruyucu, kollayan" mânâsına gelir. Gelenekte ilk hata, buraya sanki "hukkem=حكام" yazıyormuş gibi "hakim" manasını vermekle başlıyor. Böylece ayet, "kocasına itaatsizlik eden kadındandan bahsediyor" gibi anlaşılıyor. Halbuki ayet, tamamen kadını korumayı, gözetmeyi, desteklemeyi hedefliyor, kadının başına gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı koruma görevini erkeğe veriyor. Ayetin tamamı bununla ilgilidir.
"o halde iyi kadınlar; Allah'a itaatkar olurlar..."
"itaatkar kadınlar" olarak meal edilen "kanitat =قانتات" kelimesi, kuran'da "Allah'a itaatkar kadınlar" manasında kullanılır. Örneğin: Ahzab 35 "inanan erkekler ve inanan kadınlar, İTAATKAR ERKEKLER (kanitin=قانتين) İTAATKAR KADINLAR (kanitat=قانتات)"
Buradaki, "inanan erkekler ve inanan kadınlar", nasıl "Allaha inanan erkekler ve kadınlar" manasında ise, aynı şekilde "itaatkar erkekler ve itaatkar kadınlar" ifadesi de, "Allaha itaatkar erkekler ve kadınlar" manasındadır. Bundan dolayı Nisa 34 'de geçen aynı ifade "kanıtat =قانتات" Allaha itaatkar kadınlar anlamındadır 🙂
Eşler, sadece Allah'a itaat ederler. Birbirlerine değil, birbirleriyle sadece istişare ederler. Şura 38 "onların işleri, aralarında istişare iledir"
Eğer, burdaki "itaatkar kadınlar" ifadesinin, erkeğe itaat olduğunu kabul etsek bile, buradaki itaat, kadının kendisini koruyan erkeğe, koruma hususunda itaat etmesidir; erkeğin keyfi emirlerine değildir. Çünkü atıf "gözetmekle yükümlü" erkeklere gidiyor. Örneğin, erkek, kendi eşini tehlikeye atmaması konusunda uyarıyor, onun başına gelecek tehlikeleri fark ettiği için kendisini uyarıyor. Kadının bu konuda erkeğe itaat etmesi istenir.
"... Allahın kendilerini korumalarına karşılık, gayb'ta/yalnızlıkta kendilerini (can ve namusunu) korurlar"
İyi kadınlar, kendilerini gözeten birileri olmasa dahi, başlarına gelebilecek her türlü tehlikeye karşı kendilerini (can ve namusunu) korumakla sorumludur.
"...nüşuzundan korktuğunuz kadınlara..."
Ayetin bu kısmına kadar, kadınların korunması, Allah'a itaatkar olması ve kendilerini korumaları gerektiği anlatılıyor ve bu özelliklerin "iyi kadınların özelliği" olduğundan bahsediliyor.
İyi kadınlar: "korunan, Allah'a itaatkar ve yalnızken de kendilerini her türlü tehlikeye karşı koruyanlar" ise,
nüşuz eden kadınlar da, tam zıttı: "korunmayan, Allah'a baş kaldıran, dik başlılık yaparak canını ve namusunu korumayan, tehlikeye atan, iffetsizlik yapan" kadınlardır.
Biraz düşünelim: Nisa 34. ayet gereğince, bir erkek kendi eşini korumakla görevlidir. Ancak eşi dik başlılık yaparak, bu erkeğin onu koruması konusunda baş kaldırıyor. Örneğin erkek "gece geç saatlerde ıssız sokaklarda tek başına yürüme. Başına bir şey gelebilir." diyor. Kadın ise dik başlılık yaparak bu sözü dinlemiyor, kendisini tehlikeye atıyor, yani ayete göre "nüşuz" ediyor. İşte! Bu durumda bir erkeğin neler yapması gerektiği anlatılıyor. Çünkü bunun önlemi alınmazsa, kadın çok daha büyük tehlikeler ile karşılaşabilir. Ayetin amacı kadını korumaktır. Bilinçli bir kadın, bu Ayette anlatılan "nüşuzu" kesinlikle yapmaz. Eğer yaparsa, neler yapılması gerektiği açıklanıyor..
".. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara gelince:"
Ayetteki "korktuğunuz" yani "tehafun =تخافون" kelimesi, geniş zaman fiil olduğundan "devam eden, giderek artan bir korku" manasındadır. Bundan dolayı âyette verilen üç emir de, aşama aşamadır... Bundan dolayı parantez içinde "önce, sonra" yazılabilir.
"Onlara öğüt verin, (eğer halen kendilerini tehlikeye atıyorlarsa) yatakları ayırın, (halen de kendilerini tehlikeye atıyorlarsa) vurun"
Nüşuz eden/kendisini korumak yerine dik başlılık yaparak kendini tehlikeye atan kadın halen buna devam ediyorsa, verilen emir budur. Kendisini koruduğunuz/gözettiğiniz bir çocuğunuzu düşünün: ateşle oynuyorsa uyarır, devam ediyorsa biraz daha farklı tepki verir, hatta daha büyük bir zararı kendisine vermesin diyerek iki tokat bile atarsınız. Bu onun iyiliği içindir, sizin değil. Eğer bir şeyler kendisini caydırmazsa, çocuk halen ateşle oynamaya devam eder, kendisine kalıcı daha büyük zarar verebilir. Âyette anlatılan şey de budur. Normal (iyi) bir kadın, zaten nüşuz etmez/kendisini tehlikeye atmaz. Ancak dik başlılık yaparak kendisini tehlikeye atarsa onu bu yoldan alıkoymak gerekir. Eğer, devam ederse öldürülebilir veya tecavüze uğrayabilir. Buradaki amaç da kadının başına felaket gelmesini önlemektir.
Akla şu soru gelebilir: peki vurmaktaki ölçü?
Ayetin amacı, erkeğin kadını koruması olduğundan dolayı, bir koruyucu, gözetmekte olduğu birine yaptığı uyarı ve diğer yöntemler sonrasında hatasında devam eden birine, nasıl incitmeden, yanlışından alıkoymak maksadıyla vuruyorsa, burdaki de aynı şekildedir. Kuranın birçok âyette "haddi aşmayın, Allah haddi aşanları sevmez" dediğini hatırlayalım (Araf 55, bakara 190 gibi)
Ayetin mesajı anlaşıldı ise, eleştirilecek hiçbir yönü yoktur. Çünkü ayetin ne eşlerin arasında bir geçimsizlik ile ilgisi var, ne de erkeğin kendisinin çıkarına olan bir şey var. Tamamen kadını korumaya yönelik bir ayettir.
"eğer (nüşuz etmemek hususunda) itaat ederlerse, onlara karşı bir yol aramayın"
Yani, kadın kendisini tehlikeye atmaktan vazgeçti ise, herhangi bir yol aranmaz.
Eşler arası olabilecek herhangi bir sıkıntıda, bu yöntemler uygulanmaz. Çünkü başta dediğim gibi, kuran "kadınlarla iyi geçinin." (Nisa 19) der. "hatalarını başlarına kalkmayın" (Tegabun 14) der. Eşler arası geçimsizlik durumlarında kuranın verdiği emir budur "hatları affedin, görmezden gelin, başlarına kalkmayın"
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Yazılış tarihi: 23 Eylül 2018
Hubeyb Öndeş
Pdf link: http://m.yollayap.com/bbtc/1537903735272.pdf
Lütfen, yazımı sonuna kadar okumadan yorum yapmayın.
En büyük yanılgı, bu ayetin Eşler arası geçimsizlik ile ilgili olduğu düşüncesidir.
Tegabun 14 "Ey inananlar! Eşlerinizden size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Eğer affeder, hoşgörür ve bağışlarsanız, o halde Allah da bağışlayan ve Rahimdir"
Yani "hanımın sana düşman bile olabilir, onu affet" diyor.
Nisa 19 "kadınlarla iyi geçinin, eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki; hoşunuza gitmeyen bir şey çok hayırlı olabilir"
Bunları diyen Allah "itaat etmezse döv" der mi sizce?
Bu ayetlerden ve ayetin kendi bütünlüğünden anlayacağımız üzere ayetin geçimsizlik veya itaatsizlik ile hiçbir ilgisi yoktur.
Ayeti kısım kısım inceleyelim;
"Allahın birbirlerinden farklı kılması ve mallarından infak etmelerine karşılık, erkekler kadınların üzerinde GÖZETİCİDİR"
"kavvem = قوام" kelimesi "GÖZETİCİ; koruyucu, kollayan" mânâsına gelir. Gelenekte ilk hata, buraya sanki "hukkem=حكام" yazıyormuş gibi "hakim" manasını vermekle başlıyor. Böylece ayet, "kocasına itaatsizlik eden kadındandan bahsediyor" gibi anlaşılıyor. Halbuki ayet, tamamen kadını korumayı, gözetmeyi, desteklemeyi hedefliyor, kadının başına gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı koruma görevini erkeğe veriyor. Ayetin tamamı bununla ilgilidir.
"o halde iyi kadınlar; Allah'a itaatkar olurlar..."
"itaatkar kadınlar" olarak meal edilen "kanitat =قانتات" kelimesi, kuran'da "Allah'a itaatkar kadınlar" manasında kullanılır. Örneğin: Ahzab 35 "inanan erkekler ve inanan kadınlar, İTAATKAR ERKEKLER (kanitin=قانتين) İTAATKAR KADINLAR (kanitat=قانتات)"
Buradaki, "inanan erkekler ve inanan kadınlar", nasıl "Allaha inanan erkekler ve kadınlar" manasında ise, aynı şekilde "itaatkar erkekler ve itaatkar kadınlar" ifadesi de, "Allaha itaatkar erkekler ve kadınlar" manasındadır. Bundan dolayı Nisa 34 'de geçen aynı ifade "kanıtat =قانتات" Allaha itaatkar kadınlar anlamındadır 🙂
Eşler, sadece Allah'a itaat ederler. Birbirlerine değil, birbirleriyle sadece istişare ederler. Şura 38 "onların işleri, aralarında istişare iledir"
Eğer, burdaki "itaatkar kadınlar" ifadesinin, erkeğe itaat olduğunu kabul etsek bile, buradaki itaat, kadının kendisini koruyan erkeğe, koruma hususunda itaat etmesidir; erkeğin keyfi emirlerine değildir. Çünkü atıf "gözetmekle yükümlü" erkeklere gidiyor. Örneğin, erkek, kendi eşini tehlikeye atmaması konusunda uyarıyor, onun başına gelecek tehlikeleri fark ettiği için kendisini uyarıyor. Kadının bu konuda erkeğe itaat etmesi istenir.
"... Allahın kendilerini korumalarına karşılık, gayb'ta/yalnızlıkta kendilerini (can ve namusunu) korurlar"
İyi kadınlar, kendilerini gözeten birileri olmasa dahi, başlarına gelebilecek her türlü tehlikeye karşı kendilerini (can ve namusunu) korumakla sorumludur.
"...nüşuzundan korktuğunuz kadınlara..."
Ayetin bu kısmına kadar, kadınların korunması, Allah'a itaatkar olması ve kendilerini korumaları gerektiği anlatılıyor ve bu özelliklerin "iyi kadınların özelliği" olduğundan bahsediliyor.
İyi kadınlar: "korunan, Allah'a itaatkar ve yalnızken de kendilerini her türlü tehlikeye karşı koruyanlar" ise,
nüşuz eden kadınlar da, tam zıttı: "korunmayan, Allah'a baş kaldıran, dik başlılık yaparak canını ve namusunu korumayan, tehlikeye atan, iffetsizlik yapan" kadınlardır.
Biraz düşünelim: Nisa 34. ayet gereğince, bir erkek kendi eşini korumakla görevlidir. Ancak eşi dik başlılık yaparak, bu erkeğin onu koruması konusunda baş kaldırıyor. Örneğin erkek "gece geç saatlerde ıssız sokaklarda tek başına yürüme. Başına bir şey gelebilir." diyor. Kadın ise dik başlılık yaparak bu sözü dinlemiyor, kendisini tehlikeye atıyor, yani ayete göre "nüşuz" ediyor. İşte! Bu durumda bir erkeğin neler yapması gerektiği anlatılıyor. Çünkü bunun önlemi alınmazsa, kadın çok daha büyük tehlikeler ile karşılaşabilir. Ayetin amacı kadını korumaktır. Bilinçli bir kadın, bu Ayette anlatılan "nüşuzu" kesinlikle yapmaz. Eğer yaparsa, neler yapılması gerektiği açıklanıyor..
".. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara gelince:"
Ayetteki "korktuğunuz" yani "tehafun =تخافون" kelimesi, geniş zaman fiil olduğundan "devam eden, giderek artan bir korku" manasındadır. Bundan dolayı âyette verilen üç emir de, aşama aşamadır... Bundan dolayı parantez içinde "önce, sonra" yazılabilir.
"Onlara öğüt verin, (eğer halen kendilerini tehlikeye atıyorlarsa) yatakları ayırın, (halen de kendilerini tehlikeye atıyorlarsa) vurun"
Nüşuz eden/kendisini korumak yerine dik başlılık yaparak kendini tehlikeye atan kadın halen buna devam ediyorsa, verilen emir budur. Kendisini koruduğunuz/gözettiğiniz bir çocuğunuzu düşünün: ateşle oynuyorsa uyarır, devam ediyorsa biraz daha farklı tepki verir, hatta daha büyük bir zararı kendisine vermesin diyerek iki tokat bile atarsınız. Bu onun iyiliği içindir, sizin değil. Eğer bir şeyler kendisini caydırmazsa, çocuk halen ateşle oynamaya devam eder, kendisine kalıcı daha büyük zarar verebilir. Âyette anlatılan şey de budur. Normal (iyi) bir kadın, zaten nüşuz etmez/kendisini tehlikeye atmaz. Ancak dik başlılık yaparak kendisini tehlikeye atarsa onu bu yoldan alıkoymak gerekir. Eğer, devam ederse öldürülebilir veya tecavüze uğrayabilir. Buradaki amaç da kadının başına felaket gelmesini önlemektir.
Akla şu soru gelebilir: peki vurmaktaki ölçü?
Ayetin amacı, erkeğin kadını koruması olduğundan dolayı, bir koruyucu, gözetmekte olduğu birine yaptığı uyarı ve diğer yöntemler sonrasında hatasında devam eden birine, nasıl incitmeden, yanlışından alıkoymak maksadıyla vuruyorsa, burdaki de aynı şekildedir. Kuranın birçok âyette "haddi aşmayın, Allah haddi aşanları sevmez" dediğini hatırlayalım (Araf 55, bakara 190 gibi)
Ayetin mesajı anlaşıldı ise, eleştirilecek hiçbir yönü yoktur. Çünkü ayetin ne eşlerin arasında bir geçimsizlik ile ilgisi var, ne de erkeğin kendisinin çıkarına olan bir şey var. Tamamen kadını korumaya yönelik bir ayettir.
"eğer (nüşuz etmemek hususunda) itaat ederlerse, onlara karşı bir yol aramayın"
Yani, kadın kendisini tehlikeye atmaktan vazgeçti ise, herhangi bir yol aranmaz.
Eşler arası olabilecek herhangi bir sıkıntıda, bu yöntemler uygulanmaz. Çünkü başta dediğim gibi, kuran "kadınlarla iyi geçinin." (Nisa 19) der. "hatalarını başlarına kalkmayın" (Tegabun 14) der. Eşler arası geçimsizlik durumlarında kuranın verdiği emir budur "hatları affedin, görmezden gelin, başlarına kalkmayın"
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Yazılış tarihi: 23 Eylül 2018
Hubeyb Öndeş
Pdf link: http://m.yollayap.com/bbtc/1537903735272.pdf
İslamda cariyelik var mı? (Nisa 3,24,25 müminun 6)
Ateistlerin ve ne yazık ki bazı Müslümanların da, İslamda var zannettiği bir konu 'cariye ile nikahsız ilişki'...
Gözlerinizi bile korumayı emir eden bir dinden bahsettiğinizi unutmayın. 🙂
Kuranda esir veya hür, hiç fark etmez kesinlikle nikahsız ilişkiye müsaade yoktur, cariye ile evlenme ruhsatı sadece eşiniz yoksa geçerlidir. Bu yazımda ateistlerin "İslamda dört eş + sınırsız cariye var!" iddiasına da cevap vereceğim. Lütfen paylaşın.
Öncelikle "zorla evlilik" iddiasına cevap vereyim;
Nur 33 "... Dünya hayatının menfaatini elde etmek için, korunmuş olmak isteyen genç kızlarınızı (Cariyelerinizi) taşkınlığa zorlamayın."
Bu ayet, nikahın zorla yapılamayacağına kanıttır. Çünkü ayet genel olarak zorlamanın yasak olduğunu söylüyor.
"1400 yıldır kimse anlamadı, tek sen mi anladın?" diyenlerin, sahih Buhari ikrâh 3'e bakmasını öneririm 🙂 Buhari de, bu ayeti ve birkaç hadisi delil alarak ikrâh (zorlama) ile yapılan nikahın geçersiz olduğunu söylüyor...
Ayrıca bu ayet ve Muhammed 4. Ayet "savaş esiri kadın alınır satılır," iddiasını da çürütüyor.
Muhammed 4 "savaş ağırlıklarını bırakınca esirleri fidye karşılığı veya karşılıksız olarak bırakın!"
Açıkça evliliğin emir edildiği ayetler;
Nur 32-33 " İçinizden bekarları, KÖLELERİNİZDEN ve CARİYELERİNİZDEN iyi olanlarla EVLENDİRİN..."
Nisa 25 "imanlı ve hür kadınlarla EVLENMEYE GÜCÜ yetmeyen kimse, yeminlerinizin sahip oldukları [cariyeler] ile EVLENSİNLER... Mehirlerini normal miktarda verin..."
Ayetteki "... Hür kadınlarla Evlenmeye gücü yetmeyen kimse..." ifadesinden dolayı, hür kadınlarla evlenmeye gücü yeten kimse, cariye alamaz 🙂 yani bir erkeğin ya eşi ya da nikahlı cariyesi olabilir. İkisi bir arada olamaz.
İlgili ayetlerde açıkça köle ve cariyeler ile evlilik emir edilmektedir. Köle ve cariyeler ile nikahsız birliktelik olduğuna dair kanıt olarak sunulan ayetler Nisa 3, Nisa 24, müminun 5, 6 mearic 29, 30 ahzab 50 ayetleridir. Burada yapılan çarpıtmaları sırayla görelim 🙂
🌟
Nisa 3. Ayet Gelenekte şu şekilde meal edilir;
"... size uygun olan kadınlardan, kişi başı ikişer, üçer, dörder tane evlenin, eğer adaletli olamamaktan korkarsanız bir tane kadınla evlenin, yahut da sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] ile YETİNİN..."
Ayete bu manayı vermek, Nisa 25. Âyette "EVLENIN" emriyle çelişir. Doğru meali şöyledir;
".... Eğer adaletli olamamaktan korkarsanız bir tane kadınla evlenin, yahut da sağ ellerinizin sahip olduklarını [cariyeleri] NİKAHLAYIN ..."
Ayete kısım kısım meal etmek gerekirse ilgili kısmı şu şekildedir;
Nisa 3;
... فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ
[nikahlayın, size uygun olan]
مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ
[kadınlardan ikişer üçer dörder]
فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا
[eğer adaletli olamamaktan korkarsanız]
فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ...
[bir tek kadını veyahut sağ ellerinizin sahip oldukları (Cariyeleriniz) ]
Ayetteki "sağ ellerinizin sahip oldukları (cariyeler)" sözü, "bir tek kadını" sözü üzerine atıf edilmiştir.
"bir tek kadını= واحدة" sözünün yüklemi ayetin başındaki "انكحوا =nikahlayın" sözü, olduğuna göre, "yeminlerinizin sahip oldukları =ما ملكت أيمانكم" sözünün yüklemi de "nikahlayın" olur..
Arapça bilmeyenler için özetlemek gerekirse;
Ayetteki "bir tek kadını" sözü ile "sağ ellerinizin sahip oldukları" sözünün yüklemi aynıdır. "bir tek kadını" sözünün yüklemi, ayetin başındaki "nikahlayın" ise, "sağ ellerinizin sahip oldukları" sözünün yüklemi de "nikahlayın" olur. Ancak gelenek diğer ayetleri dikkate almadığı için ayetin son kısmına "yetinin" ifadesi eklemiştir...
🌟 Nisa 24. Ayet
Nisa 22. Ayetten itibaren, EVLİLİĞİN yasak olduğu kadınlar sayılmış, Nisa 24 'de devam etmiştir. Bağlamı ile birlikte ayeti okuyalım;
Nisa 22-24 "... size şu kadınlarla EVLİLİK HARAM kılındı;.... Sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] müstesna, Muhsena kadınlar da size (EVLİLİK İÇİN) haram kılındı..."
Ayeti BAĞLAMINDAN kopararak "sağ ellerinizin sahip oldukları" denilenler ile nikahsız ilişkiye müsade olduğunu iddia ediyorlar, bunun ayetin anlamını bozmaktan başka bir anlamı yoktur 🙂 bu ayet Muhsena (korunmuş) evliliğin yasak olduğu, ancak 'sağ ellerinizin sahip oldukları[Cariyeler]' denilen kadınlarla evliliğin helal olduğunu bildiriyor.
Muhsena, "korunmuş" manasındadır. Bazen "Evli" bazen de "iffetli" manasında kullanılır. Eşi, müslümanlar ile savaş halinde olan bir gayri Müslim kadın, hükmen nikahsız sayılıyor. Bundan dolayı kendisinin rızası varsa evlilik helâldir.
Evlilik (nikah =نكاح) iki tarafın da rızasıyla olur. Zorlama ile yapılamaz. Başta bunu izah etmiştim.
🌟 Müminun 5-6 mearic 29-30. Ayetleri de nikahsız ilişkiye delil alınan hatta "dört eş +sınırsız cariye" diye çarpıtma yapılan ayetlerdir.
İlgili ayetlerde şu ifade geçer;
"onlar ki, edep yerlerini korurlar. Ancak eşleri ve sağ ellerinizin sahip oldukları müstesna..."
Geleneğin verdiği mealde yapılan hata "veyahut ifadesini "ve" olarak çevirmeleri VE diğer ayetleri dikkate almamalarıdır.
Arapçada "ve" bağlacı, "ve =و" olarak geçer.
"veya /yahut /yoksa" ise "ev =او" olarak geçer.
Müminun 6 ve mearic 30 ayetlerinde "veya" bağlacı vardır.
Okunuşu; " İlla ala ezvacihim EV (او) ma meleket eymanuhum,"
Nisa 25. Âyetteki "inançlı ve hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimseler, Sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] ile evlensinler..."
Bu ayet gereğince, birisi ancak "inançlı ve hür kadınlarla evlenmeye gücü" yetmiyor ise, esir kadın ile evlenebilir, eğer gücü yetiyorsa esir kadın ile ile evlilik yapamaz. Müminun 6 ve mearic 30 ayetlerinin doğru meali şudur ;
"ancak eşleri YAHUT [MUHSENA (evli)] sağ ellerinizin sahip oldukları müstesna"
gelenek "veya " bağlacını "ve" olarak çevirdiği için "dört eş + sınırsız cariye" düşüncesi ortaya çıkıyor. Umarım bundan sonra ateistler "İslamda dört eş + sınırsız cariye" iddiasında bulunmazlar 🙂
Diğer "nikahlayın" ayetlerinden (Nur 32-33 Nisa 25) dolayı, müminun 5-6 ve mearic 29-30 ayetleri şu şekildedir;.
"onlar ki, edep yerlerini korurlar. Ancak eşleri yoksa da [MUHSENA (evli) ] sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] müstesna"
Eğer nikahsız ilişkiye müsade olsa , neden Nisa 24-25. Âyette hem evlilik hemde mehir vermesini emir ediyor?
🌟 Ahzab 50. Ayet meali; "Ey Peygamber, sana mehirlerini verdiğin eşlerini, yemininin sahip olduğu [cariye] , Allahın sana fey olarak verdiği, seninle hicret eden kuzenlerini, bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde kendisini hibe eden inanmış bir kadını sadece sana mahsus olmak üzere helal Kıldık.."
Bu Ayetteki "... Helal kıldık (احللنا)..." ifadesi, hem EVLİLİK hemde dokunmak ile ilgilidir.¹
Ayette 'mehirlerini verdiğin eşlerin' kısmındakiler dokunmak, 'yeminin sahip oldukları [cariyeler], Allahın sana fey olarak verdiği, seninle birlikte hicret eden kuzenlerini' kısmı ise EVLİLİK için helal kılınmasıdır.
[1] (kaynak: Mufredat: h-l حل maddesi)
Sonuç olarak, kuran gerek hür olsun gerekse esir [cariye] olsun, evlilik dışı ilişkiye müsaade etmemiştir! Ateistlerin iddia ettiği şekilde, "dört eş +sınırsız cariye" iddiası da yalandır!
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Gözlerinizi bile korumayı emir eden bir dinden bahsettiğinizi unutmayın. 🙂
Kuranda esir veya hür, hiç fark etmez kesinlikle nikahsız ilişkiye müsaade yoktur, cariye ile evlenme ruhsatı sadece eşiniz yoksa geçerlidir. Bu yazımda ateistlerin "İslamda dört eş + sınırsız cariye var!" iddiasına da cevap vereceğim. Lütfen paylaşın.
Öncelikle "zorla evlilik" iddiasına cevap vereyim;
Nur 33 "... Dünya hayatının menfaatini elde etmek için, korunmuş olmak isteyen genç kızlarınızı (Cariyelerinizi) taşkınlığa zorlamayın."
Bu ayet, nikahın zorla yapılamayacağına kanıttır. Çünkü ayet genel olarak zorlamanın yasak olduğunu söylüyor.
"1400 yıldır kimse anlamadı, tek sen mi anladın?" diyenlerin, sahih Buhari ikrâh 3'e bakmasını öneririm 🙂 Buhari de, bu ayeti ve birkaç hadisi delil alarak ikrâh (zorlama) ile yapılan nikahın geçersiz olduğunu söylüyor...
Ayrıca bu ayet ve Muhammed 4. Ayet "savaş esiri kadın alınır satılır," iddiasını da çürütüyor.
Muhammed 4 "savaş ağırlıklarını bırakınca esirleri fidye karşılığı veya karşılıksız olarak bırakın!"
Açıkça evliliğin emir edildiği ayetler;
Nur 32-33 " İçinizden bekarları, KÖLELERİNİZDEN ve CARİYELERİNİZDEN iyi olanlarla EVLENDİRİN..."
Nisa 25 "imanlı ve hür kadınlarla EVLENMEYE GÜCÜ yetmeyen kimse, yeminlerinizin sahip oldukları [cariyeler] ile EVLENSİNLER... Mehirlerini normal miktarda verin..."
Ayetteki "... Hür kadınlarla Evlenmeye gücü yetmeyen kimse..." ifadesinden dolayı, hür kadınlarla evlenmeye gücü yeten kimse, cariye alamaz 🙂 yani bir erkeğin ya eşi ya da nikahlı cariyesi olabilir. İkisi bir arada olamaz.
İlgili ayetlerde açıkça köle ve cariyeler ile evlilik emir edilmektedir. Köle ve cariyeler ile nikahsız birliktelik olduğuna dair kanıt olarak sunulan ayetler Nisa 3, Nisa 24, müminun 5, 6 mearic 29, 30 ahzab 50 ayetleridir. Burada yapılan çarpıtmaları sırayla görelim 🙂
🌟
Nisa 3. Ayet Gelenekte şu şekilde meal edilir;
"... size uygun olan kadınlardan, kişi başı ikişer, üçer, dörder tane evlenin, eğer adaletli olamamaktan korkarsanız bir tane kadınla evlenin, yahut da sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] ile YETİNİN..."
Ayete bu manayı vermek, Nisa 25. Âyette "EVLENIN" emriyle çelişir. Doğru meali şöyledir;
".... Eğer adaletli olamamaktan korkarsanız bir tane kadınla evlenin, yahut da sağ ellerinizin sahip olduklarını [cariyeleri] NİKAHLAYIN ..."
Ayete kısım kısım meal etmek gerekirse ilgili kısmı şu şekildedir;
Nisa 3;
... فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ
[nikahlayın, size uygun olan]
مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ
[kadınlardan ikişer üçer dörder]
فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا
[eğer adaletli olamamaktan korkarsanız]
فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ...
[bir tek kadını veyahut sağ ellerinizin sahip oldukları (Cariyeleriniz) ]
Ayetteki "sağ ellerinizin sahip oldukları (cariyeler)" sözü, "bir tek kadını" sözü üzerine atıf edilmiştir.
"bir tek kadını= واحدة" sözünün yüklemi ayetin başındaki "انكحوا =nikahlayın" sözü, olduğuna göre, "yeminlerinizin sahip oldukları =ما ملكت أيمانكم" sözünün yüklemi de "nikahlayın" olur..
Arapça bilmeyenler için özetlemek gerekirse;
Ayetteki "bir tek kadını" sözü ile "sağ ellerinizin sahip oldukları" sözünün yüklemi aynıdır. "bir tek kadını" sözünün yüklemi, ayetin başındaki "nikahlayın" ise, "sağ ellerinizin sahip oldukları" sözünün yüklemi de "nikahlayın" olur. Ancak gelenek diğer ayetleri dikkate almadığı için ayetin son kısmına "yetinin" ifadesi eklemiştir...
🌟 Nisa 24. Ayet
Nisa 22. Ayetten itibaren, EVLİLİĞİN yasak olduğu kadınlar sayılmış, Nisa 24 'de devam etmiştir. Bağlamı ile birlikte ayeti okuyalım;
Nisa 22-24 "... size şu kadınlarla EVLİLİK HARAM kılındı;.... Sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] müstesna, Muhsena kadınlar da size (EVLİLİK İÇİN) haram kılındı..."
Ayeti BAĞLAMINDAN kopararak "sağ ellerinizin sahip oldukları" denilenler ile nikahsız ilişkiye müsade olduğunu iddia ediyorlar, bunun ayetin anlamını bozmaktan başka bir anlamı yoktur 🙂 bu ayet Muhsena (korunmuş) evliliğin yasak olduğu, ancak 'sağ ellerinizin sahip oldukları[Cariyeler]' denilen kadınlarla evliliğin helal olduğunu bildiriyor.
Muhsena, "korunmuş" manasındadır. Bazen "Evli" bazen de "iffetli" manasında kullanılır. Eşi, müslümanlar ile savaş halinde olan bir gayri Müslim kadın, hükmen nikahsız sayılıyor. Bundan dolayı kendisinin rızası varsa evlilik helâldir.
Evlilik (nikah =نكاح) iki tarafın da rızasıyla olur. Zorlama ile yapılamaz. Başta bunu izah etmiştim.
🌟 Müminun 5-6 mearic 29-30. Ayetleri de nikahsız ilişkiye delil alınan hatta "dört eş +sınırsız cariye" diye çarpıtma yapılan ayetlerdir.
İlgili ayetlerde şu ifade geçer;
"onlar ki, edep yerlerini korurlar. Ancak eşleri ve sağ ellerinizin sahip oldukları müstesna..."
Geleneğin verdiği mealde yapılan hata "veyahut ifadesini "ve" olarak çevirmeleri VE diğer ayetleri dikkate almamalarıdır.
Arapçada "ve" bağlacı, "ve =و" olarak geçer.
"veya /yahut /yoksa" ise "ev =او" olarak geçer.
Müminun 6 ve mearic 30 ayetlerinde "veya" bağlacı vardır.
Okunuşu; " İlla ala ezvacihim EV (او) ma meleket eymanuhum,"
Nisa 25. Âyetteki "inançlı ve hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimseler, Sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] ile evlensinler..."
Bu ayet gereğince, birisi ancak "inançlı ve hür kadınlarla evlenmeye gücü" yetmiyor ise, esir kadın ile evlenebilir, eğer gücü yetiyorsa esir kadın ile ile evlilik yapamaz. Müminun 6 ve mearic 30 ayetlerinin doğru meali şudur ;
"ancak eşleri YAHUT [MUHSENA (evli)] sağ ellerinizin sahip oldukları müstesna"
gelenek "veya " bağlacını "ve" olarak çevirdiği için "dört eş + sınırsız cariye" düşüncesi ortaya çıkıyor. Umarım bundan sonra ateistler "İslamda dört eş + sınırsız cariye" iddiasında bulunmazlar 🙂
Diğer "nikahlayın" ayetlerinden (Nur 32-33 Nisa 25) dolayı, müminun 5-6 ve mearic 29-30 ayetleri şu şekildedir;.
"onlar ki, edep yerlerini korurlar. Ancak eşleri yoksa da [MUHSENA (evli) ] sağ ellerinizin sahip oldukları [cariyeler] müstesna"
Eğer nikahsız ilişkiye müsade olsa , neden Nisa 24-25. Âyette hem evlilik hemde mehir vermesini emir ediyor?
🌟 Ahzab 50. Ayet meali; "Ey Peygamber, sana mehirlerini verdiğin eşlerini, yemininin sahip olduğu [cariye] , Allahın sana fey olarak verdiği, seninle hicret eden kuzenlerini, bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde kendisini hibe eden inanmış bir kadını sadece sana mahsus olmak üzere helal Kıldık.."
Bu Ayetteki "... Helal kıldık (احللنا)..." ifadesi, hem EVLİLİK hemde dokunmak ile ilgilidir.¹
Ayette 'mehirlerini verdiğin eşlerin' kısmındakiler dokunmak, 'yeminin sahip oldukları [cariyeler], Allahın sana fey olarak verdiği, seninle birlikte hicret eden kuzenlerini' kısmı ise EVLİLİK için helal kılınmasıdır.
[1] (kaynak: Mufredat: h-l حل maddesi)
Sonuç olarak, kuran gerek hür olsun gerekse esir [cariye] olsun, evlilik dışı ilişkiye müsaade etmemiştir! Ateistlerin iddia ettiği şekilde, "dört eş +sınırsız cariye" iddiası da yalandır!
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Kuranda Kölelik Var Mıdır?
Ateistlerin dilinden düşürmediği "kuranda kölelik vardır!" iddiasına kuran üzerinden cevap vermeye çalıştım, biraz uzun oldu :)
İlk olarak Ateistlerin yaptığı bir algı operasyonuna cevap verelim. "İslam köleliği yasaklamadı" sözünden ne anlıyoruz? Boynuna zincir bağlayıp, Dövülüp eziyet edilen , işkence edilen , insanlara kul edilen , her türlü ihtiyaç için kullanılan , insan yerine konulmayan, hiçbir hakkı olmayıp insandan aşağı görülen bir kurumun kuranda serbest olduğunu anlıyoruz.
Bu şekilde bir kölelik İslamda yoktur, hiçbir zaman için var olmadı, bunun adı zaten "kulluk (abd عبد)"'tur. Kuran bunu yapanın firavun olduğunu söyler, Kuranda onlarca Ayette bütün elçilerin "sadece Allaha KUL (abd عبد) olun" dediği söylenir..
Kuranın "köle" dediği ailenin bir bireyi, kendisine iyilik edilen, zekat verilen, evlilik yapılan, evlendirilen, zulüm etmenin yasak olduğu, isyana zorlamanın yasak olduğu, maddi destek sağlanılan bir hizmetçilik...
Kısacası; kuran köleliğin içeriğini değiştirmiş, zulmünü ortadan kaldırmış, sadece adını bırakmıştır 🙂
Bu algı operasyonuna kanan insanlar, sanki islamın zulüm olan bir şeye onay verdiğini sanıyor.
1.)➡ Kuranda "esirleri köle /cariye edinin" yazan 1 tane bile ayet yoktur. Aksine; köleleştirmenin, firavunun yaptığı bir zulüm olarak görür. (Şuara 22)
2.)➡ Mevcut köleleri, özgürlüğe kavuşturmaya yönelik emirler vardır; özgürlük anlaşması,(Nur 33)Azad etmek(Beled 11-13) ve maddi destek sağlamak (tevbe 60) evlilik ve evlendirmek(Nur 32 Nisa 25)
3.)➡ Esir veya hür herkes Allah katında ve insanlık bakımında eşittir. (Nisa 25)
4.) ➡ Savaşta esir düşen kişilerin dahi, özgürlüğe kavuşturulması emir edilmiştir. Köleleştirme yasaklanmıştır. (Muhammed 4)
Kısaca; köle edinmek yasak, elinize köle geçse, kuranın "Azad edin" iken, halen "kuran köleliği savunur" demek, samimiyetsizliği gösterir.
Saydığım dört hükmün detayına gelince;
1.) ➡ Genellikle Ateistler, içinde "köle" geçen ayetleri cımbız yaparak "kuran köleliğe onay veriyor!" derler. Bir metnin, bir şeyden bahsediyor olması ona onay verdiğini göstermez. Çünkü kölelik zaten vardı, eline kölesi olan insanlar vardı, kuran doğal olarak "köleleriniz.." diyerek onlara hüküm vermek zorunda. 🙂 Bu, kuranın onay verdiğini göstermez, zaten köleleştirmenin, firavunun yaptığı bir zulüm olduğunu şu Ayette söyler;
Şuara 22 "(Musa, firavuna dedi ki) O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine KÖLELEŞTİRMENDIR."
Zaten hiçbir Ayet köleliği meşru görmemiş ve hiçbir Ayette "köle /cariye edinin" yazmamaktadır.
2.)➡ Köle edinmeye onay vermediği için MEVCUT köleler ile ilgili hükümler vardır. Bu emirler zaten özgürlüğe kavuşturma amaçlıdır.
Nur 33 "... sağ ellerinizin sahip olduklarından (köle ve cariyelerinizden ) mükatebe; özgürlük sözleşmesi yapmak isteyenlerden eğer kendileri için bir hayır görüyorsanız, hemen özgürlük sözleşmesi yapın..."
Kölenin özgürlük istemesi üzerine özgürlük anlaşması yapılmasını emir ediyor. Akla şu soru gelebilir "köle neden özgürlük anlaşması yapmayı istemesin ki; âyette 'isteyenler' diyor?"
O dönemin şartlarına göre bakalım; köle olarak yaşamış, hiçbir iş bilmeyen, geçimini sağlayacak gücü olmayan bir köle, özgür olup ortada kalacağına, bir müslümanın elinin altında köle olarak kalmaya devam etmek isteyebilir. Çünkü müslüman birinin elinin altında iken, yiyecek içecek, kalacak yer, sıkıntısı yaşamıyor. "köle" adı altında ailenin bir bireyi gibi yaşıyor. Bu durumda zaten gücü yoksa köle olarak kalmayı tercih edecektir. Kuranın bir anda "bütün köleleri Azad edin" dememesi zaten bu yüzdendir 🙂
Sadece bu emir bile, kuranın kölelere nasıl bir özgürlük yolu açtığına, olaya her yönlü baktığına güzel bir örnektir. Biraz samimi olanlar için , sadece bu ayet bile kuranın, algılandığı bir şekilde köleliğe onay vermediğine kanıttır!
Bunun yanında çoğu suçun /hatanın cezası olarak köle Azad etmek emir edilir; (Nisa 92 Maide 89, Mücadele 2).
Kölelere maddi destek sağlanması (tevbe 60 bakara 177), köleleri evlendirmek ve evlilik emir edilir (Nisa 25, Nur 32).
Kölelik ile ilgili şu Ayete de dikkat edelim;
Beled 11-13 "insan o sarp yokuşu aşamadı... O sarp yokuş; 'bir köle Azad etmektir'"
Ayette şu ifadeye dikkat; "bir köle (رقبةٍ)" rakabetin kelimesinin sonundaki tenvin (ةٍ-) sebebiyle nekre olup "herhangi bir köle" anlamındadır.
yani Sadece kendi sahip olduğun köle değil, herhangi bir köle. Elinde köle yoksa bile başka birinin sahip olduğu köleyi alıp azat etmek emir edilmiştir..
3.)Esir veya hür, herkes Allah katında ve insanlık bakımında eşittir.
➡ Nisa 25 ".. hür ve köle .. Hepiniz BİRBİRİNİZDENSİNİZ.. ."
Ayette hür ve köle kadınlar ile evlilikten bahsedip devamında "hepiniz BİRBİRİNİZDENSİNİZ" diyerek, her iki tarafın da insanlık bakımından eşit olduğu söylenir. 🙂
Ateistler sıklıkla şu ayeti önümüze getirerek, kuranın ayırımcılık yaptığını iddia ederler;
Nahl 75. "Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah´a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler."
Bir örnekle açıklayalım;
Siz eşitliği savunan birisi olarak bir şirkete gidiyorsunuz;
Şirkette patrona "hiç işçi ile patron bir olur mu?" diyorsunuz.
Bu sizin insanlar arasında ayrım yaptığınızı mı gösterir? Yoksa bulunduğunuz ortamda, kişilerin sahip olduğu imkanın farklılığından mı bahsettiğinizi gösterir? Tabiki ayrım yaptığınızı değil, imkan farklılığından bahsettiğinizi gösterir. 🙂 Kuran insanlık bakımından köle ve hür arasında bir ayrım yapmamıştır (Nisa 25 de açıkladığım gibi) Nahl 75. Âyette bulunduğu ortamın şartlarına göre insanlar için bir örnek vermiştir..
O ortamın şartlarında, "...hiçbir şeye gücü yetmeyen köle..." birisi ile "...malından gizli ve açık olarak harcayan..." birisi eşit değildi.
4.) Savaşta esir düşen kişilerin dahi özgürlüğe kavuşturulması emir edilmiştir. Köleleştirme yasaklanmıştır. (Muhammed 4)
➡ Mevcut köleleri geçin, kuran esir olup köle konumuna düşecek kişilerin bile köleleştirilmesini yasaklamak için savaş hafiflediği anda esirleri Azad etmeyi emir etmiştir.
İlgili Ayete bakalım;
Muhammed 4 "savaş yoğunluğunda inkar edenleri esir alıncaya kadar karşılaştığınız yerde boyunlarını vurun, onları sıkıca bağlayın. Savaş ağırlıklarını bırakınca esirleri fidye karşılığı veya iyilik olarak(karşılıksız) BIRAKIN..."
Ayetin şu kısmına dikkat edin;
"savaş ağırlıklarını bırakınca ( تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ)" yani savaşın son bulmasını beklemiyor, çünkü savaşlar yıllar boyunca sürebilir, savaşın hafiflediği bir anda bütün esirleri fidye karşılığı veya karşılıksız olarak bırakılmasını emir ediyor. Düşman verdiği zarara karşılık fidye verecek durumda ise verir, vermezse "iyilik olarak /karşılıksız" bırakılır..
Sonuç olarak; kuran algılandığı şekilde bir köleliği kaldırmış , özgürlüğe ve korumaya yönelik bir sistem haline getirmiş, köleliğin sadece adını bırakmış ve önünü kapatmıştır..
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
İlk olarak Ateistlerin yaptığı bir algı operasyonuna cevap verelim. "İslam köleliği yasaklamadı" sözünden ne anlıyoruz? Boynuna zincir bağlayıp, Dövülüp eziyet edilen , işkence edilen , insanlara kul edilen , her türlü ihtiyaç için kullanılan , insan yerine konulmayan, hiçbir hakkı olmayıp insandan aşağı görülen bir kurumun kuranda serbest olduğunu anlıyoruz.
Bu şekilde bir kölelik İslamda yoktur, hiçbir zaman için var olmadı, bunun adı zaten "kulluk (abd عبد)"'tur. Kuran bunu yapanın firavun olduğunu söyler, Kuranda onlarca Ayette bütün elçilerin "sadece Allaha KUL (abd عبد) olun" dediği söylenir..
Kuranın "köle" dediği ailenin bir bireyi, kendisine iyilik edilen, zekat verilen, evlilik yapılan, evlendirilen, zulüm etmenin yasak olduğu, isyana zorlamanın yasak olduğu, maddi destek sağlanılan bir hizmetçilik...
Kısacası; kuran köleliğin içeriğini değiştirmiş, zulmünü ortadan kaldırmış, sadece adını bırakmıştır 🙂
Bu algı operasyonuna kanan insanlar, sanki islamın zulüm olan bir şeye onay verdiğini sanıyor.
1.)➡ Kuranda "esirleri köle /cariye edinin" yazan 1 tane bile ayet yoktur. Aksine; köleleştirmenin, firavunun yaptığı bir zulüm olarak görür. (Şuara 22)
2.)➡ Mevcut köleleri, özgürlüğe kavuşturmaya yönelik emirler vardır; özgürlük anlaşması,(Nur 33)Azad etmek(Beled 11-13) ve maddi destek sağlamak (tevbe 60) evlilik ve evlendirmek(Nur 32 Nisa 25)
3.)➡ Esir veya hür herkes Allah katında ve insanlık bakımında eşittir. (Nisa 25)
4.) ➡ Savaşta esir düşen kişilerin dahi, özgürlüğe kavuşturulması emir edilmiştir. Köleleştirme yasaklanmıştır. (Muhammed 4)
Kısaca; köle edinmek yasak, elinize köle geçse, kuranın "Azad edin" iken, halen "kuran köleliği savunur" demek, samimiyetsizliği gösterir.
Saydığım dört hükmün detayına gelince;
1.) ➡ Genellikle Ateistler, içinde "köle" geçen ayetleri cımbız yaparak "kuran köleliğe onay veriyor!" derler. Bir metnin, bir şeyden bahsediyor olması ona onay verdiğini göstermez. Çünkü kölelik zaten vardı, eline kölesi olan insanlar vardı, kuran doğal olarak "köleleriniz.." diyerek onlara hüküm vermek zorunda. 🙂 Bu, kuranın onay verdiğini göstermez, zaten köleleştirmenin, firavunun yaptığı bir zulüm olduğunu şu Ayette söyler;
Şuara 22 "(Musa, firavuna dedi ki) O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine KÖLELEŞTİRMENDIR."
Zaten hiçbir Ayet köleliği meşru görmemiş ve hiçbir Ayette "köle /cariye edinin" yazmamaktadır.
2.)➡ Köle edinmeye onay vermediği için MEVCUT köleler ile ilgili hükümler vardır. Bu emirler zaten özgürlüğe kavuşturma amaçlıdır.
Nur 33 "... sağ ellerinizin sahip olduklarından (köle ve cariyelerinizden ) mükatebe; özgürlük sözleşmesi yapmak isteyenlerden eğer kendileri için bir hayır görüyorsanız, hemen özgürlük sözleşmesi yapın..."
Kölenin özgürlük istemesi üzerine özgürlük anlaşması yapılmasını emir ediyor. Akla şu soru gelebilir "köle neden özgürlük anlaşması yapmayı istemesin ki; âyette 'isteyenler' diyor?"
O dönemin şartlarına göre bakalım; köle olarak yaşamış, hiçbir iş bilmeyen, geçimini sağlayacak gücü olmayan bir köle, özgür olup ortada kalacağına, bir müslümanın elinin altında köle olarak kalmaya devam etmek isteyebilir. Çünkü müslüman birinin elinin altında iken, yiyecek içecek, kalacak yer, sıkıntısı yaşamıyor. "köle" adı altında ailenin bir bireyi gibi yaşıyor. Bu durumda zaten gücü yoksa köle olarak kalmayı tercih edecektir. Kuranın bir anda "bütün köleleri Azad edin" dememesi zaten bu yüzdendir 🙂
Sadece bu emir bile, kuranın kölelere nasıl bir özgürlük yolu açtığına, olaya her yönlü baktığına güzel bir örnektir. Biraz samimi olanlar için , sadece bu ayet bile kuranın, algılandığı bir şekilde köleliğe onay vermediğine kanıttır!
Bunun yanında çoğu suçun /hatanın cezası olarak köle Azad etmek emir edilir; (Nisa 92 Maide 89, Mücadele 2).
Kölelere maddi destek sağlanması (tevbe 60 bakara 177), köleleri evlendirmek ve evlilik emir edilir (Nisa 25, Nur 32).
Kölelik ile ilgili şu Ayete de dikkat edelim;
Beled 11-13 "insan o sarp yokuşu aşamadı... O sarp yokuş; 'bir köle Azad etmektir'"
Ayette şu ifadeye dikkat; "bir köle (رقبةٍ)" rakabetin kelimesinin sonundaki tenvin (ةٍ-) sebebiyle nekre olup "herhangi bir köle" anlamındadır.
yani Sadece kendi sahip olduğun köle değil, herhangi bir köle. Elinde köle yoksa bile başka birinin sahip olduğu köleyi alıp azat etmek emir edilmiştir..
3.)Esir veya hür, herkes Allah katında ve insanlık bakımında eşittir.
➡ Nisa 25 ".. hür ve köle .. Hepiniz BİRBİRİNİZDENSİNİZ.. ."
Ayette hür ve köle kadınlar ile evlilikten bahsedip devamında "hepiniz BİRBİRİNİZDENSİNİZ" diyerek, her iki tarafın da insanlık bakımından eşit olduğu söylenir. 🙂
Ateistler sıklıkla şu ayeti önümüze getirerek, kuranın ayırımcılık yaptığını iddia ederler;
Nahl 75. "Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah´a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler."
Bir örnekle açıklayalım;
Siz eşitliği savunan birisi olarak bir şirkete gidiyorsunuz;
Şirkette patrona "hiç işçi ile patron bir olur mu?" diyorsunuz.
Bu sizin insanlar arasında ayrım yaptığınızı mı gösterir? Yoksa bulunduğunuz ortamda, kişilerin sahip olduğu imkanın farklılığından mı bahsettiğinizi gösterir? Tabiki ayrım yaptığınızı değil, imkan farklılığından bahsettiğinizi gösterir. 🙂 Kuran insanlık bakımından köle ve hür arasında bir ayrım yapmamıştır (Nisa 25 de açıkladığım gibi) Nahl 75. Âyette bulunduğu ortamın şartlarına göre insanlar için bir örnek vermiştir..
O ortamın şartlarında, "...hiçbir şeye gücü yetmeyen köle..." birisi ile "...malından gizli ve açık olarak harcayan..." birisi eşit değildi.
4.) Savaşta esir düşen kişilerin dahi özgürlüğe kavuşturulması emir edilmiştir. Köleleştirme yasaklanmıştır. (Muhammed 4)
➡ Mevcut köleleri geçin, kuran esir olup köle konumuna düşecek kişilerin bile köleleştirilmesini yasaklamak için savaş hafiflediği anda esirleri Azad etmeyi emir etmiştir.
İlgili Ayete bakalım;
Muhammed 4 "savaş yoğunluğunda inkar edenleri esir alıncaya kadar karşılaştığınız yerde boyunlarını vurun, onları sıkıca bağlayın. Savaş ağırlıklarını bırakınca esirleri fidye karşılığı veya iyilik olarak(karşılıksız) BIRAKIN..."
Ayetin şu kısmına dikkat edin;
"savaş ağırlıklarını bırakınca ( تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ)" yani savaşın son bulmasını beklemiyor, çünkü savaşlar yıllar boyunca sürebilir, savaşın hafiflediği bir anda bütün esirleri fidye karşılığı veya karşılıksız olarak bırakılmasını emir ediyor. Düşman verdiği zarara karşılık fidye verecek durumda ise verir, vermezse "iyilik olarak /karşılıksız" bırakılır..
Sonuç olarak; kuran algılandığı şekilde bir köleliği kaldırmış , özgürlüğe ve korumaya yönelik bir sistem haline getirmiş, köleliğin sadece adını bırakmış ve önünü kapatmıştır..
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Deizme Yönelten 21 Soru 'ya Cevap
Son günlerde meşhur "deizme yönelten sorular!" haberlerini görmüşsünüzdür.
"deizme yönelten 21 soru'ya" cevaben kısaca bir makale hazırladım. Elimden geldiğince uzatmadan yazmaya çalıştım.
Soruların çoğu basit olduğu için, önemli ve zor olanları ilk başa yazıyorum..
🌟
1.) bizler müslüman ailede doğduğumuz için mi Allaha inanıyoruz? İnanmayan ailede doğanların suçu ne?
➡ Çoğumuz, bulunduğu coğrafya nedeniyle inanıyor olsa da, kuran bize sorgulayan bir imanı emir eder. 70'den fazla Ayette" aklınızı kullanın, düşünün, delil isteyin, atalarınız yanlış yolda olabilir "diyerek sorgulamayı emir eder..
Kuran der ki; "Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez" (bakara 286) insan fıtratı gereğince yaratıcıyı bulacak şekilde yaratılmıştır.. İnsan "yaratıcı" kavramını hiç duymamış olsa bile, evrenin yapısına bakarak yaratanı bulabilir. Allahın/yaratıcının varlığının felsefi delilleri ;
🌟 Evrenin rasyonel (anlaşılabilir) olması
🌟 makro boyutta determinist (belirlenmiş) bir yapıda olması
🌟 sistematik olması
🌟 herşeyin bir döngü olması
🌟 bilimin her geçen gün evreni daha iyi anlıyor sistemi daha iyi açıklıyor olması.
Bütün bunlar evrenin "tasarlanmış" olduğunu kanıtlayarak yaratıcıyı zorunlu kılar.
Eğer kendisine kuranın mesajı ulaşmadı ise (İsra 15) yaratıcıya inanıp iyi işler yapmakla sorumludur.
2.) ya hristiyanlar veya ateistler haklıysa?
➡ Herkes haklı "olabilir" diyerek, kimsenin haklı olamayacağını, emin olamayacağımızı, düşünmek mantıksızdır. Her inanç, bir iddiadır, kanıt sunana kadar...
Ateizm; metafizik tüm ögeleri reddeden görüştür. Her şeyi maddede arar. Sadece evrenin başlangıcı; madde mekan ve yasaların hatta enerji korunumu kanununun bile yoktan var olması ateizme en büyük darbeyi vurmuştur. Yoktan var oluş, şu an tartışmalı olsa da, rasyonelist (akılcı) biriyseniz ; sadece evrenin sistematik, rasyonel (anlaşılabilir), deterministik (belirlenmiş) bir yapıda olması, herşeyin fizik yasalarına göre çalışıyor olması, insanın bu evreni anlayıp bilim yapıyor olması bile bütün bunların ardında bir yaratıcının varlığını gösterir.
Hristiyanlık; sadece bu Din değil, bütün dinleri doğru olabilir. (fazla uzamasın diye bu dinlerin mantığına girmiyorum) Bize düşen sadece kanıta bakmaktır. Kuranın kanıtı;
1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap olması zaten onun tanrıya ait olduğuna kanıttır!
Bazıları "kuran diğer kitaplardan çalıntı yaptı" der.
Mucizeler konusunda ;kuranın bu kitaplardan alıntı yaptığını düşünmek de saçmadır
Çünkü ;
Kuranın bulunduğu çağda herhangi bir konuda binlerce iddia varken kuranın bunların arasında sadece doğru bilgiyi seçmesi imkânsız.
Mesela hiç eğitim almadığınız bir sınava girdiniz, karşınızda 100 tane soru koysalar her biri içinde 1000 tane seçenek koysalar bunların hepsini de doğru işaretleme şansınız yok. Çünkü elinizde o bilginin doğru veya yanlış olduğunu belirleyecek bir şey yok.
Kuranın bulunduğu çağda da böyleydi. Hz Muhammed bunlardan doğru olanları seçecek imkana sahip değildi.
Bulunduğu çağda kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap yazması da imkansızdı
Sadece bu olay bile kuranın insan elinden çıkmadığına kanıttır!
3.) Allah neden bir kuluna eziyet verirken diğerine rahatlık veriyor? Neden eşit davranmıyor?
➡ Allah başımızda bekçi değil, "sizi dünyada her türlü kötülükten koruyacağım" diye bir şey demedi, eğer her şeye müdahale etseydi ahiretin bir anlamı olmazdı. Eziyet gören insanların çoğunluğu, yine insanlar yüzünden eziyet görüyor. Herkes üzerine düşeni yapmış olsaydı dünya bugün bu halde olmazdı. İnsanların suçunu yaratıcıya atmayalım...
Ayrıca; "herkes çalıştığının karşılığını alacaktır"(İbrahim 51) eşitlik, ahirette gerçekleşecektir.
🌟
4.) sonsuzluk kavramı akıl almaz bir şey. Allahın sonsuz olmasını algılayamıyorum.
➡ Bir şeyin algılanamıyor olması, onun bilinmesine engel değildir. Yaratıcımız, akıl /felsefe yoluyla bilinir. Zaten varlık konusu bilimin alanı değildir felsefenin alanıdır. Bilim var olan sistemi açıklar.
Allahın/yaratıcının varlığının felsefi delilleri ;
🌟 Evrenin rasyonel (anlaşılabilir) olması
🌟 makro boyutta determinist (belirlenmiş) bir yapıda olması
🌟 sistematik olması
🌟 herşeyin bir döngü olması
🌟 bilimin her geçen gün evreni daha iyi anlıyor sistemi daha iyi açıklıyor olması.
Bütün bunlar evrenin "tasarlanmış" olduğunu kanıtlayarak yaratıcıyı zorunlu kılar.
5.)kaderde ne zaman öleceğimiz belli ise, neden sadaka ömrü uzatıyor? Kaderde nereye gideceğimiz belli ise niye ibadet ediyoruz?
➡ Geleneğin ezber bilgileri... "Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler."(Nahl 61) bu ayet gereğince, hiçbir şey ömrü uzatamaz veya kısaltamaz..
(Kader konusunu 17&18. Kısımda yazmıştım...) İsra 13 "biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık"
6.) Allahın ihtiyacı yokken bizi neden test ediyor?
➡ Her şey ihtiyaçtan yapılmaz. Allahın elbette, kullara ihtiyacı yoktur. Bu yaratılış, Allahın tercihidir. Yazara "neden hikaye yazıyorsun?" diye sormak mantıksız. Kalemde kağıtta onun olduğuna göre istediğini yazabilir.
Zaten kader Allahın BELİRLEMESİ DEĞİL bilmesidir. İradenle belirliyorsun herşeyi. İmtihan;test =iradenin farkındalık kazanması.
7.)Allah neden kötülüklere engel olmaz?
➡ Önceki sorularda. kısmen değinmiştim; Allah başımızda bekçi değil, "sizi dünyada her türlü kötülükten koruyacağım" diye bir şey demedi, eğer her şeye müdahale etseydi ahiretin bir anlamı olmazdı.
8..)putperestleri eleştiriyoruz, ama kabe'nin etrafında dönüyoruz.
➡ Öncelikle put nedir? Onu bilelim;
Put, demek "heykel" demek değildir. , inancına göre para da put olur, çok sevdiğin insan da put olur, değersiz bir kağıt parçası bile put olur.
Biz kabeye secde ediyor tavaf ediyoruz Allahı zikir ediyoruz.
Putperestler de heykellere secde ediyor etraflarında tavaf edip isimlerini zikir ediyorlar.
Aradaki fark ;
Putperestler o heykelleri yaratıcı /ilah kabul ediyorlar.
Biz ise sadece Allahın emri olduğu için yapıyoruz. Yoksa hiçbir müslüman kabe denen 4 duvara yaratıcı /ilah gözüyle bakmıyor.
Eğer bakıyorsa o da puta tapmış olur.
..
.9.)bu dünyaya gelmek benim tercihim değildir. Allah, bunun benim tercihim olup, hatırlamadığımı söylüyor.
➡ Tercihi bizim yaptığımız, yani "kalu bela" denilen olay yanlış anlaşılıyor ;
Araf 172.Ayet: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
Bu Ayette, insanın Allaha şahit olduğu yazmaktadır. Ancak buradaki olayın hatırlanmadan kasıt, insanın fıtratı gereğince yaratıcıyı tanımasıdır. İnsan, fıtratı gereğince yaratıcıyı bulacak şekildedir. Önceki maddede evrenin yapısı ile ilgili söylediklerimi hatırlarsanız, insanın bu evrene bakıp yaratıcıyı bulması, üstelik ilk insanlardan beridir hep tanrı inancı olması da bu tezimi doğrulamaktadır
10.) Allah kalplerini mühürlediği insanları neden cezalandırıyor?
➡ Allah durduk yere kalpleri mühürlemez. Kur'an'a soralım ;
Allah neden kalpleri mühürler?
"KÜFÜRLERİNDEN dolayı Allah kalplerini MÜHÜRLEMİŞTİR"
(4:155)
"Önce iman Sonra inkar etmeleri sebebiyle kalpleri mühürlenmiştir."
(63:3)
Allah kimin kalbini mühürler?
"İşte HADDİ AŞANLARIN kalplerini biz böyle mühürleriz."
(10 :74)
"Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."
(40:35)
Allah kimi hidayete iletir? ;
"Kuşkusuz Allah kendisine yöneleni de hidayete erdirir."
(13:27)
11.) kelam dersinde mucize, olay, görüyoruz ama hiçbirinin delili yoktur.
➡ Mucizevi olayların bilimsel kanıtı olması gerekmez. Adı üzerinde "mucize"! Yoktan var eden yaratıcının gücü, bu mucizeleri gerçekleştirmeye yeter. Bununla birlikte bu olayların bir kısmını açıklayan hipotezler mevcuttur; kuantuma göre Deniz moleküllerinin iki yöne gitmesi sonucu deniz ikiye ayrılabilir. İsa'nın babasız dünyaya gelmesi, Meryem’in çift cinsiyetli olması ile mümkün. Zaten tahrim 12'de Meryeme eril zamir (فيه) Enbiya 92'de Meryeme dişil zamir (فيها) kullanılması da bu tezi destekler.. Ancak dediğim gibi; bunların illaki bilimsel izahı olması gerekmez.
12.) Allah niçin önceki kitapların bozulmasına izin vermiştir?
➡ Önceki kitaplar da sadece o toplumları kapsayan detaylı hükümler mevcuttu. Mesela tevratta İsrail oğullarının hep sözlerinden dönmeleri, yaptıkları yanlışlar yüzünden ağır hükümler mevcuttur. Kendilerine ağır cezalar verilmiştir. Sonraki gelen peygamber ise onların yüklerini kaldırmış, daha hafif emirler vermiştir (7/157)
O kitaplar belirli bir toplumu kapsadığı için Allah onları korumamıştır.
Onlar da Allahın ayetleri idi onlar nesh oldu yerine daha iyisi olan kuranın hükmü geldi (2/106)
13.) içki öncekilere yavaş yavaş yasaklanırken bize neden bir anda haram oldu?
➡ Alışmış bir topluma bir anda "haram" demek yanlış olur. Bu yüzden aşama aşama kaldırılmıştır. Bugün sonradan müslüman olup önceden içkiye alışmış birisi de, içkiyi yavaş yavaş bırakır, bir anda bırakmaz.
14.) Allah hep "ben yaptım, ben yarattım" demesi tuhafıma gidiyor
➡ Soru yok, sadece eleştiri var. Kuranda, Allah her zaman için her şeyi yaratan ve yönetenin kendisi olduğunu söyleyerek, kendini yüceltir. "Allah niye kendisini yüceltir?" diye sorulursa ;
Bunu yapmasındaki sebep; insanın, kendi başarısına sevinmeyip, bunun Allahın sayesinde olduğunu bilerek kibirden kurtulmasını sağlar. (bunun pek çok sebebi olabilir. Ama benim gördüğüm en yakın sebep bu)
15.) Allah bizi yaratmasaydı ne ile uğraşırdı?
➡ Allah /tanrı algılanabilir ama kavranamaz. Kendisi zamandan mekandan maddeden bağımsız olduğu için "ne yapardı... Uğraşırdı?" gibi zaman içerikli kavramlar geçersiz. Bu noktayı kavrayamıyoruz.
16.) kuranda kadın ve erkek niçin eşit değil?
➡ Konumuna göre ikisi de eşittir.
Tevbe 71 "mümin KADINLAR ve ERKEKLER birbirlerinin dostlarıdırlar. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar..."
Tevbe 44 de cinsiyet ayrımı yapmadan Cihad /müdafaa emri verilir.
Geleneğin etkisi yüzünden kadın hep 2. Sınıf olarak algılanıyor. Kuranda bazı olaylar, eşitlik olmadığına dair kanıt olarak sunuluyor. Ancak bunların hepsinin cevabı verilmiştir. (yazı uzamasın diye hepsini örnek vermiyorum, isteyen araştırabilir)
Örneğin mirasta kadının 1 erkeğin 2 almasının vasiyet edilmesi, ilk bakışta eşitsizlik gibi görünse de, diğer ayetlere bakılırsa gayet eşit bir emirdir. Erkeğin evlenirken kadına mehir vermesi emir edilir (Nisa 4) hatta erkek boşanırken tonlarca mehir vermiş olsa bile bir çöp alamıyor (Nisa 20) üstelik evin geçimini, kadının ihtiyacı olan herşeyi erkeğin omuzuna yüklüyor. Bu durumda eğer kadın ve erkek mirastan eşit alsaydı erkeğe haksızlık olurdu...
17.) Allah cennetlik veya cehennemlik olduğumu biliyorsa, neden bizi imtihan ediyor?
18.)öldükten sonra dirileceksek, neden ölüyoruz?
19.)Allah her şeyi bildiği halde, bizi niye yarattı?
➡ 17&18 ; İlk önce "kader" algısını düzeltelim. Kader Allahın belirlemesi değil bilmesidir. İradenle belirliyorsun herşeyi. Kader, inanç değil, bilimsel bir gerçektir. Evrenin temelde belirlenmiş bir yapıda olmasından dolayı, evrendeki her şeyin bir sonraki adımı tahmin edilebiliyor. Eğer bir yaratıcı varsa, onun geleceği "bilmiyor" olması imkansız..
Yaşamanın sebebi iradenin farkındalık kazanması içindir. Eğer yaşamadan, doğrudan cennet veya cehenneme girecek olsaydık, cehennemlik olanlar "bizim suçumuz neydi?" diyeceklerdi. Şu an yaşayarak irademizi görüyor, kendimiz şahit oluyoruz.
➡ 18; bu soruya ufak bir tebessüm ettim 🙂 bu soru yüzünden deist olanlar varsa, ülkenin geleceği iyi değil 🙂.
Bu soru bir nevi; yazara "hikayeyi neden böyle yazdın?" diye sormak kadar saçmadır. "doyduktan sonra tekrar acıkacaksak, niye karnımızı doyuruyoruz?" demek gibi bir şey..
20 .) Allah bizi seviyorsa, neden günah işlememize izin verip, sonra bizi yakıyor?
➡ Günah işlemeye engel olsa, "irade" kavramı ortadan kalkar. İnsanlara genel kuralları belirtmiştir. İyi ve kötüyü yaratıp, iyi olanın seçilmesini emir etmiştir. "biz insana yolu gösterdik ister şükür eder ister nankör olur" (insan 3)
Eğer kötülüğe izin vermese "seçme /irade" kavramlarından bahsedilmez...
"neden yakıyor /ceza veriyor?"
Yaratıcımız Neyi emir ediyor? Neyi yasaklıyor? Bu emir ve yasaklarında dünyanın zararına bir şey var mı? Yok. Verdiği emir ve yasaklar dünyanın ve insanlığın iyiliği için. Dünyanın daha yaşanılır bir yer olması içindir.
İyiliği emir et, kötülükten alıkoy, zekâtı ver, ihtiyaçtan fazlasını yoksullara yetimlere ver[9/71] zulüme karşı savaş, [4/75, 1/190], insanlara güzellikle söz söyle, anneye babaya iyi davran, kadınlar ile iyi geçinin, [4/19] barış isteyin [8/61]
Zina ve kumar yasak, [5/90, 17/32] iyiliği engellemek yasak [50/25], haksız yere öldürme [17/33]yeryüzünden bozgunculuk çıkarmak yasak,dine zorlamak yasak,[10/5] dinin İçinde de zorlama yasak, [2/256]( örnekler çoğaltılabilir)
Bu kurallara uyulması için müjde (cennet) ve korku (cehennem) gereklidir. Bundan dolayı cehennem ile uyarılır.
21.) cennette birini istiyorum, o da başkasını istiyorsa ne olacak?
➡ Sorunun deizme yönelten bir tarafı yok. Kuranda "istedikleri her şey olacaktır" dediğine göre, Allahın aynı kişiden bir tane daha yaratması mümkündür.
Hubeyb Öndeş
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Not: 9. Madde güncellenmiştir.
Önceki hali;
"9.)bu dünyaya gelmek benim tercihim değildir. Allah, bunun benim tercihim olup, hatırlamadığımı söylüyor.
➡ Seçimi biz yapmadık. "kalu bela" denilen olay yanlış anlaşılıyor ;
Araf 172.Ayet: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
Kalu bela olayı olarak bilinen bu Ayette, insanların seçim yaptığına dair bir ifade yoktur, insanın, Allaha şahit olduğu yazmaktadır. Bu ayet, insanın fıtratı gereğince yaratıcıyı tanıdığını ifade ediyor. İnsan, fıtratı gereğince yaratıcıyı bulacak şekildedir. Önceki maddede evrenin yapısı ile ilgili söylediklerimi hatırlarsanız, insanın bu evrene bakıp yaratıcıyı bulması, üstelik ilk insanlardan beridir hep tanrı inancı olması da bu tezimi doğrulamaktadır.
"deizme yönelten 21 soru'ya" cevaben kısaca bir makale hazırladım. Elimden geldiğince uzatmadan yazmaya çalıştım.
Soruların çoğu basit olduğu için, önemli ve zor olanları ilk başa yazıyorum..
🌟
1.) bizler müslüman ailede doğduğumuz için mi Allaha inanıyoruz? İnanmayan ailede doğanların suçu ne?
➡ Çoğumuz, bulunduğu coğrafya nedeniyle inanıyor olsa da, kuran bize sorgulayan bir imanı emir eder. 70'den fazla Ayette" aklınızı kullanın, düşünün, delil isteyin, atalarınız yanlış yolda olabilir "diyerek sorgulamayı emir eder..
Kuran der ki; "Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez" (bakara 286) insan fıtratı gereğince yaratıcıyı bulacak şekilde yaratılmıştır.. İnsan "yaratıcı" kavramını hiç duymamış olsa bile, evrenin yapısına bakarak yaratanı bulabilir. Allahın/yaratıcının varlığının felsefi delilleri ;
🌟 Evrenin rasyonel (anlaşılabilir) olması
🌟 makro boyutta determinist (belirlenmiş) bir yapıda olması
🌟 sistematik olması
🌟 herşeyin bir döngü olması
🌟 bilimin her geçen gün evreni daha iyi anlıyor sistemi daha iyi açıklıyor olması.
Bütün bunlar evrenin "tasarlanmış" olduğunu kanıtlayarak yaratıcıyı zorunlu kılar.
Eğer kendisine kuranın mesajı ulaşmadı ise (İsra 15) yaratıcıya inanıp iyi işler yapmakla sorumludur.
2.) ya hristiyanlar veya ateistler haklıysa?
➡ Herkes haklı "olabilir" diyerek, kimsenin haklı olamayacağını, emin olamayacağımızı, düşünmek mantıksızdır. Her inanç, bir iddiadır, kanıt sunana kadar...
Ateizm; metafizik tüm ögeleri reddeden görüştür. Her şeyi maddede arar. Sadece evrenin başlangıcı; madde mekan ve yasaların hatta enerji korunumu kanununun bile yoktan var olması ateizme en büyük darbeyi vurmuştur. Yoktan var oluş, şu an tartışmalı olsa da, rasyonelist (akılcı) biriyseniz ; sadece evrenin sistematik, rasyonel (anlaşılabilir), deterministik (belirlenmiş) bir yapıda olması, herşeyin fizik yasalarına göre çalışıyor olması, insanın bu evreni anlayıp bilim yapıyor olması bile bütün bunların ardında bir yaratıcının varlığını gösterir.
Hristiyanlık; sadece bu Din değil, bütün dinleri doğru olabilir. (fazla uzamasın diye bu dinlerin mantığına girmiyorum) Bize düşen sadece kanıta bakmaktır. Kuranın kanıtı;
1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap olması zaten onun tanrıya ait olduğuna kanıttır!
Bazıları "kuran diğer kitaplardan çalıntı yaptı" der.
Mucizeler konusunda ;kuranın bu kitaplardan alıntı yaptığını düşünmek de saçmadır
Çünkü ;
Kuranın bulunduğu çağda herhangi bir konuda binlerce iddia varken kuranın bunların arasında sadece doğru bilgiyi seçmesi imkânsız.
Mesela hiç eğitim almadığınız bir sınava girdiniz, karşınızda 100 tane soru koysalar her biri içinde 1000 tane seçenek koysalar bunların hepsini de doğru işaretleme şansınız yok. Çünkü elinizde o bilginin doğru veya yanlış olduğunu belirleyecek bir şey yok.
Kuranın bulunduğu çağda da böyleydi. Hz Muhammed bunlardan doğru olanları seçecek imkana sahip değildi.
Bulunduğu çağda kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap yazması da imkansızdı
Sadece bu olay bile kuranın insan elinden çıkmadığına kanıttır!
3.) Allah neden bir kuluna eziyet verirken diğerine rahatlık veriyor? Neden eşit davranmıyor?
➡ Allah başımızda bekçi değil, "sizi dünyada her türlü kötülükten koruyacağım" diye bir şey demedi, eğer her şeye müdahale etseydi ahiretin bir anlamı olmazdı. Eziyet gören insanların çoğunluğu, yine insanlar yüzünden eziyet görüyor. Herkes üzerine düşeni yapmış olsaydı dünya bugün bu halde olmazdı. İnsanların suçunu yaratıcıya atmayalım...
Ayrıca; "herkes çalıştığının karşılığını alacaktır"(İbrahim 51) eşitlik, ahirette gerçekleşecektir.
🌟
4.) sonsuzluk kavramı akıl almaz bir şey. Allahın sonsuz olmasını algılayamıyorum.
➡ Bir şeyin algılanamıyor olması, onun bilinmesine engel değildir. Yaratıcımız, akıl /felsefe yoluyla bilinir. Zaten varlık konusu bilimin alanı değildir felsefenin alanıdır. Bilim var olan sistemi açıklar.
Allahın/yaratıcının varlığının felsefi delilleri ;
🌟 Evrenin rasyonel (anlaşılabilir) olması
🌟 makro boyutta determinist (belirlenmiş) bir yapıda olması
🌟 sistematik olması
🌟 herşeyin bir döngü olması
🌟 bilimin her geçen gün evreni daha iyi anlıyor sistemi daha iyi açıklıyor olması.
Bütün bunlar evrenin "tasarlanmış" olduğunu kanıtlayarak yaratıcıyı zorunlu kılar.
5.)kaderde ne zaman öleceğimiz belli ise, neden sadaka ömrü uzatıyor? Kaderde nereye gideceğimiz belli ise niye ibadet ediyoruz?
➡ Geleneğin ezber bilgileri... "Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler."(Nahl 61) bu ayet gereğince, hiçbir şey ömrü uzatamaz veya kısaltamaz..
(Kader konusunu 17&18. Kısımda yazmıştım...) İsra 13 "biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık"
6.) Allahın ihtiyacı yokken bizi neden test ediyor?
➡ Her şey ihtiyaçtan yapılmaz. Allahın elbette, kullara ihtiyacı yoktur. Bu yaratılış, Allahın tercihidir. Yazara "neden hikaye yazıyorsun?" diye sormak mantıksız. Kalemde kağıtta onun olduğuna göre istediğini yazabilir.
Zaten kader Allahın BELİRLEMESİ DEĞİL bilmesidir. İradenle belirliyorsun herşeyi. İmtihan;test =iradenin farkındalık kazanması.
7.)Allah neden kötülüklere engel olmaz?
➡ Önceki sorularda. kısmen değinmiştim; Allah başımızda bekçi değil, "sizi dünyada her türlü kötülükten koruyacağım" diye bir şey demedi, eğer her şeye müdahale etseydi ahiretin bir anlamı olmazdı.
8..)putperestleri eleştiriyoruz, ama kabe'nin etrafında dönüyoruz.
➡ Öncelikle put nedir? Onu bilelim;
Put, demek "heykel" demek değildir. , inancına göre para da put olur, çok sevdiğin insan da put olur, değersiz bir kağıt parçası bile put olur.
Biz kabeye secde ediyor tavaf ediyoruz Allahı zikir ediyoruz.
Putperestler de heykellere secde ediyor etraflarında tavaf edip isimlerini zikir ediyorlar.
Aradaki fark ;
Putperestler o heykelleri yaratıcı /ilah kabul ediyorlar.
Biz ise sadece Allahın emri olduğu için yapıyoruz. Yoksa hiçbir müslüman kabe denen 4 duvara yaratıcı /ilah gözüyle bakmıyor.
Eğer bakıyorsa o da puta tapmış olur.
..
.9.)bu dünyaya gelmek benim tercihim değildir. Allah, bunun benim tercihim olup, hatırlamadığımı söylüyor.
➡ Tercihi bizim yaptığımız, yani "kalu bela" denilen olay yanlış anlaşılıyor ;
Araf 172.Ayet: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
Bu Ayette, insanın Allaha şahit olduğu yazmaktadır. Ancak buradaki olayın hatırlanmadan kasıt, insanın fıtratı gereğince yaratıcıyı tanımasıdır. İnsan, fıtratı gereğince yaratıcıyı bulacak şekildedir. Önceki maddede evrenin yapısı ile ilgili söylediklerimi hatırlarsanız, insanın bu evrene bakıp yaratıcıyı bulması, üstelik ilk insanlardan beridir hep tanrı inancı olması da bu tezimi doğrulamaktadır
10.) Allah kalplerini mühürlediği insanları neden cezalandırıyor?
➡ Allah durduk yere kalpleri mühürlemez. Kur'an'a soralım ;
Allah neden kalpleri mühürler?
"KÜFÜRLERİNDEN dolayı Allah kalplerini MÜHÜRLEMİŞTİR"
(4:155)
"Önce iman Sonra inkar etmeleri sebebiyle kalpleri mühürlenmiştir."
(63:3)
Allah kimin kalbini mühürler?
"İşte HADDİ AŞANLARIN kalplerini biz böyle mühürleriz."
(10 :74)
"Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."
(40:35)
Allah kimi hidayete iletir? ;
"Kuşkusuz Allah kendisine yöneleni de hidayete erdirir."
(13:27)
11.) kelam dersinde mucize, olay, görüyoruz ama hiçbirinin delili yoktur.
➡ Mucizevi olayların bilimsel kanıtı olması gerekmez. Adı üzerinde "mucize"! Yoktan var eden yaratıcının gücü, bu mucizeleri gerçekleştirmeye yeter. Bununla birlikte bu olayların bir kısmını açıklayan hipotezler mevcuttur; kuantuma göre Deniz moleküllerinin iki yöne gitmesi sonucu deniz ikiye ayrılabilir. İsa'nın babasız dünyaya gelmesi, Meryem’in çift cinsiyetli olması ile mümkün. Zaten tahrim 12'de Meryeme eril zamir (فيه) Enbiya 92'de Meryeme dişil zamir (فيها) kullanılması da bu tezi destekler.. Ancak dediğim gibi; bunların illaki bilimsel izahı olması gerekmez.
12.) Allah niçin önceki kitapların bozulmasına izin vermiştir?
➡ Önceki kitaplar da sadece o toplumları kapsayan detaylı hükümler mevcuttu. Mesela tevratta İsrail oğullarının hep sözlerinden dönmeleri, yaptıkları yanlışlar yüzünden ağır hükümler mevcuttur. Kendilerine ağır cezalar verilmiştir. Sonraki gelen peygamber ise onların yüklerini kaldırmış, daha hafif emirler vermiştir (7/157)
O kitaplar belirli bir toplumu kapsadığı için Allah onları korumamıştır.
Onlar da Allahın ayetleri idi onlar nesh oldu yerine daha iyisi olan kuranın hükmü geldi (2/106)
13.) içki öncekilere yavaş yavaş yasaklanırken bize neden bir anda haram oldu?
➡ Alışmış bir topluma bir anda "haram" demek yanlış olur. Bu yüzden aşama aşama kaldırılmıştır. Bugün sonradan müslüman olup önceden içkiye alışmış birisi de, içkiyi yavaş yavaş bırakır, bir anda bırakmaz.
14.) Allah hep "ben yaptım, ben yarattım" demesi tuhafıma gidiyor
➡ Soru yok, sadece eleştiri var. Kuranda, Allah her zaman için her şeyi yaratan ve yönetenin kendisi olduğunu söyleyerek, kendini yüceltir. "Allah niye kendisini yüceltir?" diye sorulursa ;
Bunu yapmasındaki sebep; insanın, kendi başarısına sevinmeyip, bunun Allahın sayesinde olduğunu bilerek kibirden kurtulmasını sağlar. (bunun pek çok sebebi olabilir. Ama benim gördüğüm en yakın sebep bu)
15.) Allah bizi yaratmasaydı ne ile uğraşırdı?
➡ Allah /tanrı algılanabilir ama kavranamaz. Kendisi zamandan mekandan maddeden bağımsız olduğu için "ne yapardı... Uğraşırdı?" gibi zaman içerikli kavramlar geçersiz. Bu noktayı kavrayamıyoruz.
16.) kuranda kadın ve erkek niçin eşit değil?
➡ Konumuna göre ikisi de eşittir.
Tevbe 71 "mümin KADINLAR ve ERKEKLER birbirlerinin dostlarıdırlar. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar..."
Tevbe 44 de cinsiyet ayrımı yapmadan Cihad /müdafaa emri verilir.
Geleneğin etkisi yüzünden kadın hep 2. Sınıf olarak algılanıyor. Kuranda bazı olaylar, eşitlik olmadığına dair kanıt olarak sunuluyor. Ancak bunların hepsinin cevabı verilmiştir. (yazı uzamasın diye hepsini örnek vermiyorum, isteyen araştırabilir)
Örneğin mirasta kadının 1 erkeğin 2 almasının vasiyet edilmesi, ilk bakışta eşitsizlik gibi görünse de, diğer ayetlere bakılırsa gayet eşit bir emirdir. Erkeğin evlenirken kadına mehir vermesi emir edilir (Nisa 4) hatta erkek boşanırken tonlarca mehir vermiş olsa bile bir çöp alamıyor (Nisa 20) üstelik evin geçimini, kadının ihtiyacı olan herşeyi erkeğin omuzuna yüklüyor. Bu durumda eğer kadın ve erkek mirastan eşit alsaydı erkeğe haksızlık olurdu...
17.) Allah cennetlik veya cehennemlik olduğumu biliyorsa, neden bizi imtihan ediyor?
18.)öldükten sonra dirileceksek, neden ölüyoruz?
19.)Allah her şeyi bildiği halde, bizi niye yarattı?
➡ 17&18 ; İlk önce "kader" algısını düzeltelim. Kader Allahın belirlemesi değil bilmesidir. İradenle belirliyorsun herşeyi. Kader, inanç değil, bilimsel bir gerçektir. Evrenin temelde belirlenmiş bir yapıda olmasından dolayı, evrendeki her şeyin bir sonraki adımı tahmin edilebiliyor. Eğer bir yaratıcı varsa, onun geleceği "bilmiyor" olması imkansız..
Yaşamanın sebebi iradenin farkındalık kazanması içindir. Eğer yaşamadan, doğrudan cennet veya cehenneme girecek olsaydık, cehennemlik olanlar "bizim suçumuz neydi?" diyeceklerdi. Şu an yaşayarak irademizi görüyor, kendimiz şahit oluyoruz.
➡ 18; bu soruya ufak bir tebessüm ettim 🙂 bu soru yüzünden deist olanlar varsa, ülkenin geleceği iyi değil 🙂.
Bu soru bir nevi; yazara "hikayeyi neden böyle yazdın?" diye sormak kadar saçmadır. "doyduktan sonra tekrar acıkacaksak, niye karnımızı doyuruyoruz?" demek gibi bir şey..
20 .) Allah bizi seviyorsa, neden günah işlememize izin verip, sonra bizi yakıyor?
➡ Günah işlemeye engel olsa, "irade" kavramı ortadan kalkar. İnsanlara genel kuralları belirtmiştir. İyi ve kötüyü yaratıp, iyi olanın seçilmesini emir etmiştir. "biz insana yolu gösterdik ister şükür eder ister nankör olur" (insan 3)
Eğer kötülüğe izin vermese "seçme /irade" kavramlarından bahsedilmez...
"neden yakıyor /ceza veriyor?"
Yaratıcımız Neyi emir ediyor? Neyi yasaklıyor? Bu emir ve yasaklarında dünyanın zararına bir şey var mı? Yok. Verdiği emir ve yasaklar dünyanın ve insanlığın iyiliği için. Dünyanın daha yaşanılır bir yer olması içindir.
İyiliği emir et, kötülükten alıkoy, zekâtı ver, ihtiyaçtan fazlasını yoksullara yetimlere ver[9/71] zulüme karşı savaş, [4/75, 1/190], insanlara güzellikle söz söyle, anneye babaya iyi davran, kadınlar ile iyi geçinin, [4/19] barış isteyin [8/61]
Zina ve kumar yasak, [5/90, 17/32] iyiliği engellemek yasak [50/25], haksız yere öldürme [17/33]yeryüzünden bozgunculuk çıkarmak yasak,dine zorlamak yasak,[10/5] dinin İçinde de zorlama yasak, [2/256]( örnekler çoğaltılabilir)
Bu kurallara uyulması için müjde (cennet) ve korku (cehennem) gereklidir. Bundan dolayı cehennem ile uyarılır.
21.) cennette birini istiyorum, o da başkasını istiyorsa ne olacak?
➡ Sorunun deizme yönelten bir tarafı yok. Kuranda "istedikleri her şey olacaktır" dediğine göre, Allahın aynı kişiden bir tane daha yaratması mümkündür.
Hubeyb Öndeş
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Not: 9. Madde güncellenmiştir.
Önceki hali;
"9.)bu dünyaya gelmek benim tercihim değildir. Allah, bunun benim tercihim olup, hatırlamadığımı söylüyor.
➡ Seçimi biz yapmadık. "kalu bela" denilen olay yanlış anlaşılıyor ;
Araf 172.Ayet: Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
Kalu bela olayı olarak bilinen bu Ayette, insanların seçim yaptığına dair bir ifade yoktur, insanın, Allaha şahit olduğu yazmaktadır. Bu ayet, insanın fıtratı gereğince yaratıcıyı tanıdığını ifade ediyor. İnsan, fıtratı gereğince yaratıcıyı bulacak şekildedir. Önceki maddede evrenin yapısı ile ilgili söylediklerimi hatırlarsanız, insanın bu evrene bakıp yaratıcıyı bulması, üstelik ilk insanlardan beridir hep tanrı inancı olması da bu tezimi doğrulamaktadır.
DEİZM NEDEN ARTIYOR?
Deizm artıyormuş.. Neden mi? :)
Günümüzde herhangi bir genç 15-28 yaşları arasında sorgulamaya başlatan bir şey oluyor. Bazıları kendi kendine "neden iman ediyorum?" diyerek başlıyor (ben öyle başladım) bazıları inancı farklı /inançsız bir arkadaşının düşüncesini merak etme üzerine sorgulamaya başlıyor, bazıları da basit bir soruya takılarak..
Sonra sorusuna cevap aramaya başlıyor, çevredekiler körü körüne inanışçı olduğu için sorularına cevap vermiyor, hatta sorguladığı için ters tepki veriyor, baskı yapıyor. Bu sorgulayan genç bir taraftan baskı bir taraftan da çevresindeki insanların körü körüne inanışçı olduğunu görünce dinin inancın yalan olduğu düşüncesini giriyor (haklı olarak) ve ateist oluyor. Sosyal medyada birkaç ateist capsi görüyor, kuranda hata çelişki olduğunu zannediyor ve bunları alıp inançlı kişileri dinden çıkarmak için kullanıyor...
Yıllardır tartışma platformlarında gördüğüm çoğu nonteist'in (ateist deist agnostik vb.) dinden çıkma sebebi budur.
Bunun temel sebebi kim biliyor musunuz?
"islam akıl dini değildir... , sorgulama dinden çıkarsın,... kanıta gerek yok sadece inanırsın...." diyen, yanmayan kefen satan, hurafeler uyduranlara "hoca" diyen körü körüne inanışçılardan başkası değil.
Şimdi de "evlatlarımız deizm'e kayıyor!" diye ağlıyorlar.
Biz sorgulayan müslümanlar yıllardır bunu söyledik, yıllardır durumun bu hale geleceğini söyledik :) bizlere "reformist" dediler, bizleri müslüman saymadılar.
Boşuna ağlamayın..
"islam akıl dinidir, kuran Yetmiş'ten fazla Ayette <aklınızı kullanın, düşünün, delil isteyin, atalarınız yanlış yolda olabilir >diyerek sorgulamayı emir eder, sorgulayan müslüman olarak İbrahimi örnek verir" diyen biziz.
"islam akıl dini değildir, sorgulama dinden çıkarsın, kanıta gerek yok sadece inanırsın" diyen sizsiniz!
Hurafeler, saçmalıklar uydurup "din" adı altında para kazananlara "hoca" ismini veren sizsiniz, bunların olmadığını anlatan biziz!
Yıllardır gerek gerçek hayatta gerek sanal ortamlarda, tartışma platformlarında, sizin zihniyetiniz ile mücadele eden, ateistlerin çarpıtmalarına, yalan bilgilerine, kafa karıştırıcı sorular ile dinsizliğe çeken sitelerine karşı mücadele eden, insanları tahkiki (sorgulayan) imana çağıran, kanıtlar sunan, sorulara cevaplar veren biz sorgulayan müslümanlarız.
Bizlere "reformist" diyenler sizlersiniz!
Boşuna "dinsizlik artıyor." demeyin. Bu şekilde devam ederek daha neler göreceksiniz.. Yıllardır bunları söyledik, daha yeni uyandınız ama geç kaldınız..!
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Günümüzde herhangi bir genç 15-28 yaşları arasında sorgulamaya başlatan bir şey oluyor. Bazıları kendi kendine "neden iman ediyorum?" diyerek başlıyor (ben öyle başladım) bazıları inancı farklı /inançsız bir arkadaşının düşüncesini merak etme üzerine sorgulamaya başlıyor, bazıları da basit bir soruya takılarak..
Sonra sorusuna cevap aramaya başlıyor, çevredekiler körü körüne inanışçı olduğu için sorularına cevap vermiyor, hatta sorguladığı için ters tepki veriyor, baskı yapıyor. Bu sorgulayan genç bir taraftan baskı bir taraftan da çevresindeki insanların körü körüne inanışçı olduğunu görünce dinin inancın yalan olduğu düşüncesini giriyor (haklı olarak) ve ateist oluyor. Sosyal medyada birkaç ateist capsi görüyor, kuranda hata çelişki olduğunu zannediyor ve bunları alıp inançlı kişileri dinden çıkarmak için kullanıyor...
Yıllardır tartışma platformlarında gördüğüm çoğu nonteist'in (ateist deist agnostik vb.) dinden çıkma sebebi budur.
Bunun temel sebebi kim biliyor musunuz?
"islam akıl dini değildir... , sorgulama dinden çıkarsın,... kanıta gerek yok sadece inanırsın...." diyen, yanmayan kefen satan, hurafeler uyduranlara "hoca" diyen körü körüne inanışçılardan başkası değil.
Şimdi de "evlatlarımız deizm'e kayıyor!" diye ağlıyorlar.
Biz sorgulayan müslümanlar yıllardır bunu söyledik, yıllardır durumun bu hale geleceğini söyledik :) bizlere "reformist" dediler, bizleri müslüman saymadılar.
Boşuna ağlamayın..
"islam akıl dinidir, kuran Yetmiş'ten fazla Ayette <aklınızı kullanın, düşünün, delil isteyin, atalarınız yanlış yolda olabilir >diyerek sorgulamayı emir eder, sorgulayan müslüman olarak İbrahimi örnek verir" diyen biziz.
"islam akıl dini değildir, sorgulama dinden çıkarsın, kanıta gerek yok sadece inanırsın" diyen sizsiniz!
Hurafeler, saçmalıklar uydurup "din" adı altında para kazananlara "hoca" ismini veren sizsiniz, bunların olmadığını anlatan biziz!
Yıllardır gerek gerçek hayatta gerek sanal ortamlarda, tartışma platformlarında, sizin zihniyetiniz ile mücadele eden, ateistlerin çarpıtmalarına, yalan bilgilerine, kafa karıştırıcı sorular ile dinsizliğe çeken sitelerine karşı mücadele eden, insanları tahkiki (sorgulayan) imana çağıran, kanıtlar sunan, sorulara cevaplar veren biz sorgulayan müslümanlarız.
Bizlere "reformist" diyenler sizlersiniz!
Boşuna "dinsizlik artıyor." demeyin. Bu şekilde devam ederek daha neler göreceksiniz.. Yıllardır bunları söyledik, daha yeni uyandınız ama geç kaldınız..!
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
İmtihan dünyada ise bu kadar galaksi neden yaratıldı?
Bu tarz soruları sanki dinin açığını bulmuş gibi paylaşanların olması üzücü, bunlara binlerce beğeni atanların olması daha da üzücü...
"tanrının imtihan yeri dünya ise bu kadar galaksiyi neden yarattı?"
Kuranda bütün evrenin SADECE insan için yaratıldığına dair bir ayet yoktur. Aksine her şey her canlı için yaratılmıştır. Bu evrenin amacı insan ile sınırlı değildir. Evrenin başka bölgelerinde bilinçli canlılar olabilir.
Bu düşünce Kur'an'a zıt değildir.
Rad 15 "GÖKLERDE ve yerde bulunanlar da sadece Allah için secde (itaat) ederler"
Meale pek yansımıyor olsa da Ayette " مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ /men fissemevat [göklerde bulunanlar]" kısmındaki "men من" ifadesi bilinçli varlıklar için de kullanılır.
Göklerde (uzayda) bulunanların da yerdekiler (dünyadakiler) gibi canlı varlıklar olduğu sonucu çıkabilir .
Aklınıza " 'göklerde bulunanlar' derken, havada uçan kuşlardan bahsediyor olamaz mı? Neden uzay olsun?" sorusu gelebilir.
➡
Nuh 15-16 ayetlerinde "Allah yedi GÖĞÜN içinde güneşi bir ışık kaynağı, Ay'ı da bir nur yaptı" ifadesine göre, "gök" denilen bölge güneş ve Ay'ın bulunduğu yer yani uzaydır.
Zaten gök diye meal edilen "sema (سماء)" kelimesi eski arapçada "yerden yukarısı" manasında kullanılır. Çünkü o dönemde "uzay, atmosfer, gökyüzü" diye bir ayrım yoktu.
Burdan anlaşılıyor ki bütün evren SADECE insan için yaratılmadı. Evren insan ile sınırlı değildir. Yaratıcının tek amacı biz değiliz..
Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah´ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini (öğrenmiş) bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir.
(Sure No:24 Ayet No :41)
Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.
(Sure No:6 Ayet No :38)
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
"tanrının imtihan yeri dünya ise bu kadar galaksiyi neden yarattı?"
Kuranda bütün evrenin SADECE insan için yaratıldığına dair bir ayet yoktur. Aksine her şey her canlı için yaratılmıştır. Bu evrenin amacı insan ile sınırlı değildir. Evrenin başka bölgelerinde bilinçli canlılar olabilir.
Bu düşünce Kur'an'a zıt değildir.
Rad 15 "GÖKLERDE ve yerde bulunanlar da sadece Allah için secde (itaat) ederler"
Meale pek yansımıyor olsa da Ayette " مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ /men fissemevat [göklerde bulunanlar]" kısmındaki "men من" ifadesi bilinçli varlıklar için de kullanılır.
Göklerde (uzayda) bulunanların da yerdekiler (dünyadakiler) gibi canlı varlıklar olduğu sonucu çıkabilir .
Aklınıza " 'göklerde bulunanlar' derken, havada uçan kuşlardan bahsediyor olamaz mı? Neden uzay olsun?" sorusu gelebilir.
➡
Nuh 15-16 ayetlerinde "Allah yedi GÖĞÜN içinde güneşi bir ışık kaynağı, Ay'ı da bir nur yaptı" ifadesine göre, "gök" denilen bölge güneş ve Ay'ın bulunduğu yer yani uzaydır.
Zaten gök diye meal edilen "sema (سماء)" kelimesi eski arapçada "yerden yukarısı" manasında kullanılır. Çünkü o dönemde "uzay, atmosfer, gökyüzü" diye bir ayrım yoktu.
Burdan anlaşılıyor ki bütün evren SADECE insan için yaratılmadı. Evren insan ile sınırlı değildir. Yaratıcının tek amacı biz değiliz..
Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah´ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini (öğrenmiş) bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir.
(Sure No:24 Ayet No :41)
Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.
(Sure No:6 Ayet No :38)
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Allah dilediğini saptırır mı? Nahl 93
Kur'an'ın pek çok ayetinde "dilediğini saptırır, dilediğini hidayete iletir, kalplerini mühürler, isteseydim herkese hidayet verirdim" şeklinde ifadeler geçer.
Nonteistler bu ifadelere bakarak "Kur'an'a göre tanrı sadisttir. keyfiyetine göre insanlar saptırır ve kalplerini mühürler" şeklinde iddiada bulunuyorlar..
Kur'an bütünlüğüne bakarak bu iddianın cevabını bulabiliriz :)
"Allah kimi diler?" diye sormak yeterli ;
➡ Allah neden kalpleri mühürler?
"KÜFÜRLERİNDEN dolayı Allah kalplerini MÜHÜRLEMİŞTİR"
(4:155)
"Önce iman Sonra inkar etmeleri sebebiyle kalpleri mühürlenmiştir."
(63:3)
➡ Allah kimin kalplerini mühürler?
"İşte HADDİ AŞANLARIN kalplerini biz böyle mühürleriz."
(10 :74)
"Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."
(40:35)
➡ Allah kimi hidayete iletir? ;
"Kuşkusuz Allah kendisine yöneleni de hidayete erdirir."
(13:27)
➡ Allah kimi hidayete iletmez?
"Bilgisizce insanları saptırmak için Allah´a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."
(6:144)
➡ Allah kimi saptırır?
"Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir."
(9:115)
"Allah fasıklardan başkasını SAPTIRMAZ"
(2:26)
" Onlar yoldan sapınca Allah da onların kalplerini saptırdı"
(61:5)
Görüldüğü üzere Allah keyfiyetine göre değil, insanların yaptıkları sebebiyle, hidayet veriyor veya yoldan saptırıyor :)
Benzeri bir olayı şu Ayette de görebiliriz
➡ Bakara 93. "Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu."
Surenin devamını okuyanların da bileceği üzerine ; İsrail oğulları, buzağı sevgisi yüzünden, buzağıyı ilah edip şirk koşuyorlar.
Yani Allah Buzağı sevgisini vererek onların yoldan sapmasını diliyor.
Peki durduk yere mi? Hayır :) Ayette yazdığı gibi" işittik ve isyan ettik "demeleri üzerine, Allah onların yoldan sapmasını diliyor.
Sonuç ;
İnsan suresi 3. Ayet" biz insana yolu gösterdik ister şükür eder ister nankör olur "
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Nonteistler bu ifadelere bakarak "Kur'an'a göre tanrı sadisttir. keyfiyetine göre insanlar saptırır ve kalplerini mühürler" şeklinde iddiada bulunuyorlar..
Kur'an bütünlüğüne bakarak bu iddianın cevabını bulabiliriz :)
"Allah kimi diler?" diye sormak yeterli ;
➡ Allah neden kalpleri mühürler?
"KÜFÜRLERİNDEN dolayı Allah kalplerini MÜHÜRLEMİŞTİR"
(4:155)
"Önce iman Sonra inkar etmeleri sebebiyle kalpleri mühürlenmiştir."
(63:3)
➡ Allah kimin kalplerini mühürler?
"İşte HADDİ AŞANLARIN kalplerini biz böyle mühürleriz."
(10 :74)
"Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."
(40:35)
➡ Allah kimi hidayete iletir? ;
"Kuşkusuz Allah kendisine yöneleni de hidayete erdirir."
(13:27)
➡ Allah kimi hidayete iletmez?
"Bilgisizce insanları saptırmak için Allah´a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."
(6:144)
➡ Allah kimi saptırır?
"Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir."
(9:115)
"Allah fasıklardan başkasını SAPTIRMAZ"
(2:26)
" Onlar yoldan sapınca Allah da onların kalplerini saptırdı"
(61:5)
Görüldüğü üzere Allah keyfiyetine göre değil, insanların yaptıkları sebebiyle, hidayet veriyor veya yoldan saptırıyor :)
Benzeri bir olayı şu Ayette de görebiliriz
➡ Bakara 93. "Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu."
Surenin devamını okuyanların da bileceği üzerine ; İsrail oğulları, buzağı sevgisi yüzünden, buzağıyı ilah edip şirk koşuyorlar.
Yani Allah Buzağı sevgisini vererek onların yoldan sapmasını diliyor.
Peki durduk yere mi? Hayır :) Ayette yazdığı gibi" işittik ve isyan ettik "demeleri üzerine, Allah onların yoldan sapmasını diliyor.
Sonuç ;
İnsan suresi 3. Ayet" biz insana yolu gösterdik ister şükür eder ister nankör olur "
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Neden islam?, kurana neden inanalım?
Neden islama inanalım? Kurana neden inanalım? Kur'an'ın Allaha ait olduğunu nerden biliyoruz?
🌟 1- hemen hemen tüm dinler - herşeyi yoktan var eden bizi kendisine kulluk etmemiz için yaratan - tanrıya iman eder.
O yüzden aralarında ortak söz budur.
🌟 2- tanrıyı insan kabul eden veya çok tanrılı olan (politeist) bütün dinleri felsefe gereğince elemek zorundayız.
Felsefenin bize gösterdiği bir tek tanrı vardır ;
O da zamansız mekansız, maddeden bağımsız, herşeye gücü yeten herşeyi planlayan ve tasarlayan tanrıdır.
Tanrı "en" ve "sonsuz" olandır. Birden fazla tanrı olursa biri diğerini sınırlar, hiçbirisi "en" ve "sonsuz" olamaz. Bu yüzden tanrı tek olmalıdır.
Bu durumda yaratılmış şeyler tanrı olamaz.
Evren içinde olanları (güneş, ay vb) tanrı kabul eden inançları elemek zorundayız 🙂
Geriye sadece monoteist dinler (islam, Hristiyanlık vb) kalıyor 🙂
Hristiyanlar arasında İsa'nın tanrı olmayıp özel bir peygamber olduğunu kabul edenler vardır. (yehova şahitleri gibi) İncil koloseliler 1;15 'de İsa'nın yaratılmışların ilki olduğu söylenir. Yaratılmış bir şey felsefeye göre tanrı olamaz.
Bu dinlerin inandığı tanrı aynıdır. Sadece verdikleri isimler ve ibadet yolları farklı. (ankebut 46)
🌟 3 - neden islam?
Öncelikle bir dinin doğru olması için o dinin kanıtı olması gerekir. Zaten islamın kanıtları var. Kur'an'ın kanıtlanması, islamı da kanıtlar.
Kanıt;
Kur'an'ın 1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap olması zaten onun tanrıya ait olduğuna kanıttır.
Şöyle bir olay düşünün ;
Hiç eğitim almadığınız bir sınava giriyorsunuz. 100 tane soru her soru için 100'er seçenek bulunuyor. Bu sınavdaki bütün sorulara doğru cevap verme şansınız yoktur. Çünkü konu hakkında eğitim bile almadınız.
İşte! Kuran bunu başardı. Kuranın bulunduğu çağda da böyleydi.
Sadece bu bile bu kitabın tanrıya ait olduğuna kanıttır.
Bilimle bağdaşabilen ayetlere örnekler ;
🌟
Tarık 1-3 "semaya ve TARIKA (vuruşluya) yemin olsun ki.. O DELİCİ YILDIZDIR"
Tarık (طارق ) "vuruşlu" demektir.
"vuruşlu, delici, yıldız" bu özellikler pulsar yıldızı ile bağdaşmaktadır!
🌟 Big bang
Enbiya 30 "gökler ve yer birbiri ile bitişik iken ayırdık"
Gökler ve yer (سماوات والأرض) deyimi, kur'an'da "bütün evren /her şey" anlamında kullanılan bir deyimdir.
Itiraz edecek ateist arkadaşlar için örnek ayetleri verelim 🙂
24/35 "Allah 'göklerin ve yerin' nûrudur.."
2/116 "... göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur.."
7/54 "... Gökleri ve yeri altı evrede yaratan... "
(örnekler çoğaltılabilir)
Bu deyimin kullanıldığı ayetlere baktığımızda "gökler ve yer" deyiminin "bütün evren /her şey" manasında olduğunu görebiliriz.
Bu durumda ayeti
➡ "bütün evren / her şey birbiri ile bitişik iken ayırdık" şeklinde anlamak mümkün.
Big bangin ilk anında bütün madde, her şey birbiri ile bitişik iken patlama ile ayrılıyor. Tam tarif!
🌟
Mearic 4 "melekler ve ruh miktarı 50.000 yıl olan 1 günde ona yükselir"
1 günün 50.000 yıla denk olduğu ifade ediliyor.
Zamanın izafiyet teorisi ile bağdaşıyor.
🌟 Yasin 38, 40, şems 1-2 ayetlerinde doğru güneş modeli ;
Bulunduğu dönemin kabul ve iddia ettiği ;
1- güneş merkezli evren ; güneş sabit gezegenler güneşin etrafında dönüyor
2- dünya merkezli evren ; dünya sabit gezegenler dünyanın etrafında dönüyor
3- insan gözüyle görünen ; güneş ve Ay'ın dünyanın etrafında kovalıyor
Modelleri vardı. Hepside yanlış!
➡ Yasin 38 : güneş karar bulacağı yere doğru akıp gidiyor
[bilimsel olarak , güneş samanyolu Galaksisi'nin merkezi etrafında bir yörüngede hareket eder]
1. Modelde güneş hareket etmez.
➡ şems 1-2 "... Güneşi takip ettiği zaman ay'a"
[ay güneşi takip eder. Ama güneş ay'ı takip etmez. Zaten kuranda hiçbir Ayette güneşin ay'ı takip ettiği yazmaz]
2. Modelde Ay'ın güneşi takip etmesi diye bir şey yoktur.
➡ Yasin 40 :güneşin ay'a erişmesi beklenemez, gece gündüzün önüne geçemez, hepsi AYRI BİRER felekde yüzerler..
[bilimsel olarak ; bütün gezegenler ayrı birer felekde hareket eder]
3. Modelde ; gezegenler AYRI BİRER felekde değil, aynı felekde hareket ederler
Bulunduğu çağın bu yanlış modellerine rağmen 4. Olan henüz o zamanda bilinmeyen doğru model ile ayetler oldukça bağdaşıyor.
4. Model için bakınız ;
➡ https://youtu.be/s-JqmSTGAYs
Hubeyb Öndeş,
Bir sorgulayan müslümanın gözünden
🌟 1- hemen hemen tüm dinler - herşeyi yoktan var eden bizi kendisine kulluk etmemiz için yaratan - tanrıya iman eder.
O yüzden aralarında ortak söz budur.
🌟 2- tanrıyı insan kabul eden veya çok tanrılı olan (politeist) bütün dinleri felsefe gereğince elemek zorundayız.
Felsefenin bize gösterdiği bir tek tanrı vardır ;
O da zamansız mekansız, maddeden bağımsız, herşeye gücü yeten herşeyi planlayan ve tasarlayan tanrıdır.
Tanrı "en" ve "sonsuz" olandır. Birden fazla tanrı olursa biri diğerini sınırlar, hiçbirisi "en" ve "sonsuz" olamaz. Bu yüzden tanrı tek olmalıdır.
Bu durumda yaratılmış şeyler tanrı olamaz.
Evren içinde olanları (güneş, ay vb) tanrı kabul eden inançları elemek zorundayız 🙂
Geriye sadece monoteist dinler (islam, Hristiyanlık vb) kalıyor 🙂
Hristiyanlar arasında İsa'nın tanrı olmayıp özel bir peygamber olduğunu kabul edenler vardır. (yehova şahitleri gibi) İncil koloseliler 1;15 'de İsa'nın yaratılmışların ilki olduğu söylenir. Yaratılmış bir şey felsefeye göre tanrı olamaz.
Bu dinlerin inandığı tanrı aynıdır. Sadece verdikleri isimler ve ibadet yolları farklı. (ankebut 46)
🌟 3 - neden islam?
Öncelikle bir dinin doğru olması için o dinin kanıtı olması gerekir. Zaten islamın kanıtları var. Kur'an'ın kanıtlanması, islamı da kanıtlar.
Kanıt;
Kur'an'ın 1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap olması zaten onun tanrıya ait olduğuna kanıttır.
Şöyle bir olay düşünün ;
Hiç eğitim almadığınız bir sınava giriyorsunuz. 100 tane soru her soru için 100'er seçenek bulunuyor. Bu sınavdaki bütün sorulara doğru cevap verme şansınız yoktur. Çünkü konu hakkında eğitim bile almadınız.
İşte! Kuran bunu başardı. Kuranın bulunduğu çağda da böyleydi.
Sadece bu bile bu kitabın tanrıya ait olduğuna kanıttır.
Bilimle bağdaşabilen ayetlere örnekler ;
🌟
Tarık 1-3 "semaya ve TARIKA (vuruşluya) yemin olsun ki.. O DELİCİ YILDIZDIR"
Tarık (طارق ) "vuruşlu" demektir.
"vuruşlu, delici, yıldız" bu özellikler pulsar yıldızı ile bağdaşmaktadır!
🌟 Big bang
Enbiya 30 "gökler ve yer birbiri ile bitişik iken ayırdık"
Gökler ve yer (سماوات والأرض) deyimi, kur'an'da "bütün evren /her şey" anlamında kullanılan bir deyimdir.
Itiraz edecek ateist arkadaşlar için örnek ayetleri verelim 🙂
24/35 "Allah 'göklerin ve yerin' nûrudur.."
2/116 "... göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur.."
7/54 "... Gökleri ve yeri altı evrede yaratan... "
(örnekler çoğaltılabilir)
Bu deyimin kullanıldığı ayetlere baktığımızda "gökler ve yer" deyiminin "bütün evren /her şey" manasında olduğunu görebiliriz.
Bu durumda ayeti
➡ "bütün evren / her şey birbiri ile bitişik iken ayırdık" şeklinde anlamak mümkün.
Big bangin ilk anında bütün madde, her şey birbiri ile bitişik iken patlama ile ayrılıyor. Tam tarif!
🌟
Mearic 4 "melekler ve ruh miktarı 50.000 yıl olan 1 günde ona yükselir"
1 günün 50.000 yıla denk olduğu ifade ediliyor.
Zamanın izafiyet teorisi ile bağdaşıyor.
🌟 Yasin 38, 40, şems 1-2 ayetlerinde doğru güneş modeli ;
Bulunduğu dönemin kabul ve iddia ettiği ;
1- güneş merkezli evren ; güneş sabit gezegenler güneşin etrafında dönüyor
2- dünya merkezli evren ; dünya sabit gezegenler dünyanın etrafında dönüyor
3- insan gözüyle görünen ; güneş ve Ay'ın dünyanın etrafında kovalıyor
Modelleri vardı. Hepside yanlış!
➡ Yasin 38 : güneş karar bulacağı yere doğru akıp gidiyor
[bilimsel olarak , güneş samanyolu Galaksisi'nin merkezi etrafında bir yörüngede hareket eder]
1. Modelde güneş hareket etmez.
➡ şems 1-2 "... Güneşi takip ettiği zaman ay'a"
[ay güneşi takip eder. Ama güneş ay'ı takip etmez. Zaten kuranda hiçbir Ayette güneşin ay'ı takip ettiği yazmaz]
2. Modelde Ay'ın güneşi takip etmesi diye bir şey yoktur.
➡ Yasin 40 :güneşin ay'a erişmesi beklenemez, gece gündüzün önüne geçemez, hepsi AYRI BİRER felekde yüzerler..
[bilimsel olarak ; bütün gezegenler ayrı birer felekde hareket eder]
3. Modelde ; gezegenler AYRI BİRER felekde değil, aynı felekde hareket ederler
Bulunduğu çağın bu yanlış modellerine rağmen 4. Olan henüz o zamanda bilinmeyen doğru model ile ayetler oldukça bağdaşıyor.
4. Model için bakınız ;
➡ https://youtu.be/s-JqmSTGAYs
Hubeyb Öndeş,
Bir sorgulayan müslümanın gözünden
Şura 32 33 Ateistlere Cevap
Şura 32.Ayet: Denizde dağlar gibi akıp gidenler (gemiler) de O´nun delillerindendir.
Şura 33.Ayet: Dilerse O, rüzgârı durdurur da onun (denizin) üstünde durgunlaşırlar [🌟] . Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Bazı ateistler bu 2 ayetten "kuran motorlu gemilerin icat edileceğini bilemedi" şeklinde bir iddia ortaya atıyorlar.
Ama bu geçersiz bir iddiadır :)
Geminin Arapçası "sefinet سفينة" ve "fuluk فلك" olarak geçer.
Örnek ayetler ;
Rum 46".. وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪... "[onun Emriyle akıp giden GEMİLER (fuluk فلك) ..].
Kehf 79.Ayet: اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ [GEMİ (sefinet سفينة) denizde çalışan yoksulların...]
Ayetin arapça metnine bakabilirsiniz hiçbir yerinde gemi manasında olan " sefinet سفينة" veya "fuluk فلك" geçmez.
Mealler kendi anladıkları kadarıyla buraya parantez içinde "gemi" ifadesini ekliyorlar.
Halbuki denizde dağlar gibi akıp gidenler ve rüzgara bağlı olanlar dalgalardır.
Ayrıca Ayette "ravekid رواكد" rkd kökünden gelen kelimenin anlamı "durgunlaştı /dindi" anlamına gelmektedir.
Örneğin: ركد الماء والريح. [rüzgar ve yağmur durgunlaştı /dindi (rkd ركد)] demektir.
Zaten mantıksal açıdan ;
O dönemde kürek vardı. Birisi çıkıp "ey Muhammed rüzgar olmazsa kürek var." diyemez miydi?
Hubeyb Öndeş
Bir sorgulayan müslümanın gözünden..
21 Ekim 2017 tarihinde yazılmıştır.
Savaş Ayetlerine Cevap
Savaş ayetleri 🌟
Bir metinden, herhangi bir konu hakkında hüküm çıkarılması için, konuyla ilgili ayetlerin hepsine bakılması gerekir.
Örnek bir metinin 1. Sözünde "sadece savunma amaçlı savaşa müsaade edilmiştir" denirken 16. Sözünde "savaşa çıkın" deniliyorsa, 16. Sözdeki emir savaş açan bir topluluğa karşı savunma amaçlı savaş olduğunu gösterir. Ateistlerin zannettiği gibi "durduk yere savaşmak" emri olduğu anlamına gelmez.
Kuranda aynı şekilde ; "size savaş açanlara karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın (bakara 190), bozgunculuk çıkarmayan bir cana kıymayın (İsra 33), sizinle savaşmayanlara iyilik yapmanızda sakınca yoktur (Mumtehine 8)" derken, başka bir ayette "savaşa çıkın, savaş farzdır" denilmesi de önceki ayetlere binaen savaş açan topluluğa karşı savaşı emir ettiğini gösterir
Ne yazık ki ; ateistler bu şekilde "savaşın" yazan ayetleri seçip "islam savaş dinidir" diyor..
En çok cımbız yapılan ayetler;
🌟 bakara 191 ve 193 ;
Ateistleri ayetleri şu şekilde yazarlar ;
Bakara 191 "Onları bulduğunuz yerde öldürün"
Bakara 193 "din Allahın oluncaya kadar onlar ile savaşın"
Bu 2 ayetin bağlamı olan bakara 190 'ı özellikle yazmazlar :)
Bakara 191 de "ONLARI(hum هم)" zamiri ile bakara 193 de "ONLAR (hum هم)" zamiri önceki ayete bakara 190'a atıf ediyor :)
"onlar" dediği savaş açanlardır ;
➡ bakara 190 "size SAVAŞ AÇANLARA karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez"
Bağlamıyla birlikte okuyalım ;
➡ Bakara 190 " Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez."
➡ Bakara 191 "Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram´da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın.."
➡ Bakara 192 " Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, Allah gafûr ve rahîmdir."
➡ Bakara 193" Fitne (azab/eziyet) tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlara (savaş açanlara karşı) savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.
Fitne فتن kelimesi "azab, eziyet" demektir.
Kuranın hiçbir ayetinde "din Allahın oluncaya kadar KAFİRLER ile savaşın" YAZMAZ.
ayetteki emir fitne (baskı ve bozgunculuk) ortadan kalkması ve aynı zamanda dinin Allaha ait olması (yani insanların başka şeylere tapması değil sadece Allaha kul olması)
Bir müslüman bu 2 şey gerçekleşinceye kadar duramaz. Anlatır tebliğ eder, hedef budur. Kimseyi dine zorlamaz (bakara 256) ancak bu yolda ilerlerken kendisine saldıran olursa, onunla savaşır. Ayetin "... Onlar ile savaşın.." demesi bu yüzden
🌟 Bakara 216 "savaş size farz kılındı"
Kime karşı? Neye karşı savaş farz?
Cevap ;
Bakara 190 "size savaş açanlara karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın"
(savaş açanlara karşı savaş farz)
Nisa 75 "mazlumlar ezilenler zavallı kadınlar ve çocuklar uğrunda neden savaşmıyorsunuz?"
(mazlumları koruma amaçlı savaş Farz)
Hac 39"zulme uğradıkları için savaşa müsade edildi "
🌟 Tevbe 5 "Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, Salatı ikame eder, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir."
Bu ayette ''EL müşrikin المشركين" ifadesi geçer. El ال takısı marifedir.
Bu ayet 1-13 arası bağlamıyla birlikte okununca belirli bir müşrik topluluğundan bahsediyor olduğu bellidir.
Tevbe 1. Âyette bu müşriklerin anlaşmaları oldukları 13. Âyette ise müşriklerin anlaşmayı bozduğu müminleri ÖLDÜRDÜKLERİ yazıyor. ;
➡ Tevbe 13 " verdikleri sözü bozan, Peygamber´i çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır."
Yani tevbe 5 savaş açan bir müşrik topluluğuna hitap ediyor.
ayetin "... Eğer tevbe eder, Salatı ikame eder, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın.." kısmındaki emir 'savaş içinde' geçerlidir. Savaş ortamında bir esiri serbest bırakamazsın. Ancak iman ederse dinde kardeşiniz olur bu yüzden bırakırsın. Zaten müslüman olmazsa savaş bitince Muhammed 4 gereği serbest kalacaklar. Sonrası tevbe 6 ;
Tevbe 6 "o müşriklerden biri sizden geçiş emniyeti dilerse ona koruma sağla ki ALLAH'ın sözünü işitsin; sonra onu kendisinin güvenlik bölgesine ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur"
🌟 Tevbe 29 "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah´a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle (kasıt edilen) CEZAYI verinceye kadar savaşın."
Başta da belirtmiş olduğum gibi ; bir konuda hüküm çıkarmak için kuranın bütünlüğüne bakmamız gerekir.
Ankebut 46" ZULÜM EDENLER hariç kendilerine kitap verilenler ile en güzel yoldan mücadele edin."
Zulüm etmeyenlere en güzel yoldan mücadele edeceksek,
Mümtehine 8" Allah sizi dini uğrunda öldürmeyen ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz "
Öldürmeye teşebbüs etmediği ve çıkarmaya çalışmadığı sürece iyilik edecek olduğumuza göre ;
Tevbe 29 'da bahsi geçen zulüm eden yani savaş açan inkarcılara hitap ediyor.
Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟
Burdan da anlaşılıyor ki tevbe 29 da savaş açan ve zulüm edenlere hitap ediyor.
Ayette "O ceza” diye meal ettiğim “el-cizye = الْجِزْيَةَ”, belli bir ceza demektir. Onun ne olduğunu ancak şu âyetten öğrenebiliriz: “ inkar edenler ile savaşta karşılaşınca boyunlarını vurun. Etkisiz hale getirince onları, sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra esirleri karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın...” (Muhammed 47/4)
Savaşta küçük düşüp o cezayı elleriyle verecek hale gelmeleri, esir olmalarıdır. Ödeyecekleri ceza da karşılıksız serbest bırakılmayanların ödeyecekleri fidyedir..
[Gelenekte bu ceza "cizye ; islam toplumunda yaşayan inkarcıların, canlarının ve mallarının korunması amacıyla alınan vergi" olarak kabul edilir. Kurandan herhangi bir kanıtı yoktur ]
🌟 Enfal 39 " Fitne (azab /eziyet ) ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah´ın oluncaya kadar ONLARLA savaşın! SON VERİRLERSE şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür."
Bu ayet bakara 193 gibidir.
'Fitne (azab /eziyet) ortadan kalkıp din Allahın oluncaya kadar ONLAR (?) ile savaşılmasını emir ediyor.'
Bu ayetteki "onlar (hum هم)" zamiri 36. Ayete atıf ediyor. ;
➡ Enfal 36 " Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır."
Burda onların insanları Allah yolundan alıkoymakta olduklarını yani eziyet ettiklerini söylüyor. 39. Ayetin devamında" son verirlerse, yani 36. Ayete atıf olarak "eziyete /Allah yolundan alıkoymaya son verirlerse" deniyor.
Eğer bu Ayette "onlarla savaşın" demek yerine "kâfirlerle savaşın" demiş olsaydı ; bütün kâfirleri kapsardı. Ancak "onlar" diyerek belli bir topluluğa (36. Âyete) atıf ediyor.
Enfal 56 "Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir."
[bu Ayette de o bahsi geçenlerin her defasında anlaşmayı bozdukları yazıyor]
Enfal 61 " Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de BARIŞA YANAŞ"
Buna rağmen barış teklifi gelirse kabul etmesini emir ediyor :)
🌟 Muhammed 35" Onun için gevşeklik etmeyin de sizler daha üstün olacakken barış için yalvarmayın! Allah sizinledir ve asla sizin amellerinize kıymaz" (Elmalılı Hamdi yazır meali)
Bazıları bu ayeti cımbız yapıp "barışa çağırmayın" kısmını yazarak, islamın barış dini olmadığını iddia ediyor. Fakat Enfal 61 de "onlar barışa yanaşır ise SENDE BARIŞA YANAŞ" yazmaktadır.
Yani savaş açan taraf onlar oldukları için, barış teklifinin onlardan gelmesini ve bu şekilde barış olmasını istiyor. Çünkü savaşı başlatan onlar. Eğer onlarla savaş durumunda gevşeklik gösterip barışa davet edilse, güçlendikçe yine savaş açacaklar. Bunun için barış teklifinin onlardan (savaş açan taraftan) gelmesini istiyor. Teklif gelince de barışı emir ediyor.
🌟 Nisa 89 "Sizin de kendileri gibi inkar etmenizi istediler ki onlarla bir olasınız. ALLAH yolunda harekete geçinceye kadar onlardan kimseyi dost edinmeyin. Size karşı dönerlerse onları yakalayın, onları bulduğunuz yerde öldürün. Onları ne dost ne de yardımcı edinmeyin;"
Bunu yazanlar nedense sonraki ayeti yazmazlar. :)
Nisa 90.Ayet: Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler HARİÇ . Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir
🌟 Muhammed 4 " inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin."
Ayetteki şu ifadeye dikkat edilmiyor ".. Savaş sona erince..."
Bu ifadeden anlaşılıyor ki ; bu ayet savaş durumundan bahsediyor. Ayetin bu ifadesini görmezden gelip sanki "bütün inkarcılara karşı savaşın" emri varmış gibi gösteriliyor.
🌟 bu yazdıklarım en çok cımbız yapılıp bağlamından koparılmış ayetlerdi.
Sonuç olarak Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟
Onun dışında dini farklı kişilere bile savaş açmadığı sürece iyilik etme emri vardır. (Mumtehine Fussilet 34)
Barışı emir eder (Enfal 61)🌟
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Bir metinden, herhangi bir konu hakkında hüküm çıkarılması için, konuyla ilgili ayetlerin hepsine bakılması gerekir.
Örnek bir metinin 1. Sözünde "sadece savunma amaçlı savaşa müsaade edilmiştir" denirken 16. Sözünde "savaşa çıkın" deniliyorsa, 16. Sözdeki emir savaş açan bir topluluğa karşı savunma amaçlı savaş olduğunu gösterir. Ateistlerin zannettiği gibi "durduk yere savaşmak" emri olduğu anlamına gelmez.
Kuranda aynı şekilde ; "size savaş açanlara karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın (bakara 190), bozgunculuk çıkarmayan bir cana kıymayın (İsra 33), sizinle savaşmayanlara iyilik yapmanızda sakınca yoktur (Mumtehine 8)" derken, başka bir ayette "savaşa çıkın, savaş farzdır" denilmesi de önceki ayetlere binaen savaş açan topluluğa karşı savaşı emir ettiğini gösterir
Ne yazık ki ; ateistler bu şekilde "savaşın" yazan ayetleri seçip "islam savaş dinidir" diyor..
En çok cımbız yapılan ayetler;
🌟 bakara 191 ve 193 ;
Ateistleri ayetleri şu şekilde yazarlar ;
Bakara 191 "Onları bulduğunuz yerde öldürün"
Bakara 193 "din Allahın oluncaya kadar onlar ile savaşın"
Bu 2 ayetin bağlamı olan bakara 190 'ı özellikle yazmazlar :)
Bakara 191 de "ONLARI(hum هم)" zamiri ile bakara 193 de "ONLAR (hum هم)" zamiri önceki ayete bakara 190'a atıf ediyor :)
"onlar" dediği savaş açanlardır ;
➡ bakara 190 "size SAVAŞ AÇANLARA karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez"
Bağlamıyla birlikte okuyalım ;
➡ Bakara 190 " Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez."
➡ Bakara 191 "Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram´da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın.."
➡ Bakara 192 " Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, Allah gafûr ve rahîmdir."
➡ Bakara 193" Fitne (azab/eziyet) tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlara (savaş açanlara karşı) savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.
Fitne فتن kelimesi "azab, eziyet" demektir.
Kuranın hiçbir ayetinde "din Allahın oluncaya kadar KAFİRLER ile savaşın" YAZMAZ.
ayetteki emir fitne (baskı ve bozgunculuk) ortadan kalkması ve aynı zamanda dinin Allaha ait olması (yani insanların başka şeylere tapması değil sadece Allaha kul olması)
Bir müslüman bu 2 şey gerçekleşinceye kadar duramaz. Anlatır tebliğ eder, hedef budur. Kimseyi dine zorlamaz (bakara 256) ancak bu yolda ilerlerken kendisine saldıran olursa, onunla savaşır. Ayetin "... Onlar ile savaşın.." demesi bu yüzden
🌟 Bakara 216 "savaş size farz kılındı"
Kime karşı? Neye karşı savaş farz?
Cevap ;
Bakara 190 "size savaş açanlara karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın"
(savaş açanlara karşı savaş farz)
Nisa 75 "mazlumlar ezilenler zavallı kadınlar ve çocuklar uğrunda neden savaşmıyorsunuz?"
(mazlumları koruma amaçlı savaş Farz)
Hac 39"zulme uğradıkları için savaşa müsade edildi "
🌟 Tevbe 5 "Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, Salatı ikame eder, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir."
Bu ayette ''EL müşrikin المشركين" ifadesi geçer. El ال takısı marifedir.
Bu ayet 1-13 arası bağlamıyla birlikte okununca belirli bir müşrik topluluğundan bahsediyor olduğu bellidir.
Tevbe 1. Âyette bu müşriklerin anlaşmaları oldukları 13. Âyette ise müşriklerin anlaşmayı bozduğu müminleri ÖLDÜRDÜKLERİ yazıyor. ;
➡ Tevbe 13 " verdikleri sözü bozan, Peygamber´i çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır."
Yani tevbe 5 savaş açan bir müşrik topluluğuna hitap ediyor.
ayetin "... Eğer tevbe eder, Salatı ikame eder, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın.." kısmındaki emir 'savaş içinde' geçerlidir. Savaş ortamında bir esiri serbest bırakamazsın. Ancak iman ederse dinde kardeşiniz olur bu yüzden bırakırsın. Zaten müslüman olmazsa savaş bitince Muhammed 4 gereği serbest kalacaklar. Sonrası tevbe 6 ;
Tevbe 6 "o müşriklerden biri sizden geçiş emniyeti dilerse ona koruma sağla ki ALLAH'ın sözünü işitsin; sonra onu kendisinin güvenlik bölgesine ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur"
🌟 Tevbe 29 "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah´a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle (kasıt edilen) CEZAYI verinceye kadar savaşın."
Başta da belirtmiş olduğum gibi ; bir konuda hüküm çıkarmak için kuranın bütünlüğüne bakmamız gerekir.
Ankebut 46" ZULÜM EDENLER hariç kendilerine kitap verilenler ile en güzel yoldan mücadele edin."
Zulüm etmeyenlere en güzel yoldan mücadele edeceksek,
Mümtehine 8" Allah sizi dini uğrunda öldürmeyen ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz "
Öldürmeye teşebbüs etmediği ve çıkarmaya çalışmadığı sürece iyilik edecek olduğumuza göre ;
Tevbe 29 'da bahsi geçen zulüm eden yani savaş açan inkarcılara hitap ediyor.
Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟
Burdan da anlaşılıyor ki tevbe 29 da savaş açan ve zulüm edenlere hitap ediyor.
Ayette "O ceza” diye meal ettiğim “el-cizye = الْجِزْيَةَ”, belli bir ceza demektir. Onun ne olduğunu ancak şu âyetten öğrenebiliriz: “ inkar edenler ile savaşta karşılaşınca boyunlarını vurun. Etkisiz hale getirince onları, sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra esirleri karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın...” (Muhammed 47/4)
Savaşta küçük düşüp o cezayı elleriyle verecek hale gelmeleri, esir olmalarıdır. Ödeyecekleri ceza da karşılıksız serbest bırakılmayanların ödeyecekleri fidyedir..
[Gelenekte bu ceza "cizye ; islam toplumunda yaşayan inkarcıların, canlarının ve mallarının korunması amacıyla alınan vergi" olarak kabul edilir. Kurandan herhangi bir kanıtı yoktur ]
🌟 Enfal 39 " Fitne (azab /eziyet ) ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah´ın oluncaya kadar ONLARLA savaşın! SON VERİRLERSE şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür."
Bu ayet bakara 193 gibidir.
'Fitne (azab /eziyet) ortadan kalkıp din Allahın oluncaya kadar ONLAR (?) ile savaşılmasını emir ediyor.'
Bu ayetteki "onlar (hum هم)" zamiri 36. Ayete atıf ediyor. ;
➡ Enfal 36 " Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır."
Burda onların insanları Allah yolundan alıkoymakta olduklarını yani eziyet ettiklerini söylüyor. 39. Ayetin devamında" son verirlerse, yani 36. Ayete atıf olarak "eziyete /Allah yolundan alıkoymaya son verirlerse" deniyor.
Eğer bu Ayette "onlarla savaşın" demek yerine "kâfirlerle savaşın" demiş olsaydı ; bütün kâfirleri kapsardı. Ancak "onlar" diyerek belli bir topluluğa (36. Âyete) atıf ediyor.
Enfal 56 "Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir."
[bu Ayette de o bahsi geçenlerin her defasında anlaşmayı bozdukları yazıyor]
Enfal 61 " Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de BARIŞA YANAŞ"
Buna rağmen barış teklifi gelirse kabul etmesini emir ediyor :)
🌟 Muhammed 35" Onun için gevşeklik etmeyin de sizler daha üstün olacakken barış için yalvarmayın! Allah sizinledir ve asla sizin amellerinize kıymaz" (Elmalılı Hamdi yazır meali)
Bazıları bu ayeti cımbız yapıp "barışa çağırmayın" kısmını yazarak, islamın barış dini olmadığını iddia ediyor. Fakat Enfal 61 de "onlar barışa yanaşır ise SENDE BARIŞA YANAŞ" yazmaktadır.
Yani savaş açan taraf onlar oldukları için, barış teklifinin onlardan gelmesini ve bu şekilde barış olmasını istiyor. Çünkü savaşı başlatan onlar. Eğer onlarla savaş durumunda gevşeklik gösterip barışa davet edilse, güçlendikçe yine savaş açacaklar. Bunun için barış teklifinin onlardan (savaş açan taraftan) gelmesini istiyor. Teklif gelince de barışı emir ediyor.
🌟 Nisa 89 "Sizin de kendileri gibi inkar etmenizi istediler ki onlarla bir olasınız. ALLAH yolunda harekete geçinceye kadar onlardan kimseyi dost edinmeyin. Size karşı dönerlerse onları yakalayın, onları bulduğunuz yerde öldürün. Onları ne dost ne de yardımcı edinmeyin;"
Bunu yazanlar nedense sonraki ayeti yazmazlar. :)
Nisa 90.Ayet: Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler HARİÇ . Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir
🌟 Muhammed 4 " inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin."
Ayetteki şu ifadeye dikkat edilmiyor ".. Savaş sona erince..."
Bu ifadeden anlaşılıyor ki ; bu ayet savaş durumundan bahsediyor. Ayetin bu ifadesini görmezden gelip sanki "bütün inkarcılara karşı savaşın" emri varmış gibi gösteriliyor.
🌟 bu yazdıklarım en çok cımbız yapılıp bağlamından koparılmış ayetlerdi.
Sonuç olarak Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟
Onun dışında dini farklı kişilere bile savaş açmadığı sürece iyilik etme emri vardır. (Mumtehine Fussilet 34)
Barışı emir eder (Enfal 61)🌟
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Kuranda düşünen organ kalp midir?
"kalpleri (?) vardır, düşünmezler" (Araf 179) (yazı tekrar düzenlenmiştir)
Kur'an'ın pek çok ayetinde "kalp" diye meal edilen "kalb قلب" kelimesinin manası nedir? 'düşünebildiği söylenen bu şey nedir?
Ateistlerin "kalp düşünür mü?" sorusuna genelde kalbin mecaz olduğu söylenerek cevap veriliyor. Ancak kelime köküne girerek ve kuran bütünlüğüne bakarak farklı bir cevap vereceğim 🙂
Kuranın kalp (قلب) dediği 'kan pompalayan organ /kalp' değildir . Çünkü kuranın hiçbir ayetinde bu manada kullanılmıyor. Kelime anlamı da bu tezi desteklemektedir.
Bulunduğu toplumda bu kelime "kan pompalayan organ /kalp" manası olarak kullanılıyor olmasından dolayı böyle bir yanılgı ortaya çıkıyor.
Örneğin ; bugün biz "akıl" kelimesini "beyin" için kullanıyoruz. Ancak toplumumuzda "akıl" kelimesi "kalp" için de kullanılıyor.
Asırlar sonraki insanlar da bu kelimeyi bizim de "beyin" değil "kalp" olarak kullandığımızı düşünüyor.
Bu örnek verdiğim olay, "kalb قلب" kelimesinde de yaşanıyor. çünkü kuranda "kalb قلب" kelimesi "kan pompalayan organ /kalp" manasında değildi.. ☺️
Kalb قلب kelimesinin manası, "döndürmek" demektir.
Şu ayetlerde kullanılmıştır ;
(Araf 125 Alimran 144, şuara 227)
Araf 125 "قَالُٓوا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ"
"Onlar: Biz zaten Rabbimize DÖNECEĞİZ dediler"
(inne... munKALiBun انا... منقلبون [döneceğiz])
"peki döndürmek ile kalp(?) ne alaka?"
Kalp kelimesi için verilen manalardan birisi RUHTUR. İnsanın ruhu da çokça değişen/dönen olduğu için ruha "kalp" adı verilmiştir
En eski sözlüklerden birisi Ragıp isfehani bu kelime hakkında şunu söyler ;
🌟 "İnsanın 'kalbine' gelince, deniyor ki ; çokça değişken olduğundan dolayı bu adı almıştır. Kalbin eylemi veya özelliği olan RUH , ilim, şecaat vb manalarda 'kalb قلب' diye adlandırılır..
Ahzab 10 'kalbler gırtlaklara gelmiştir' ayetinde geçen kalb ise RUH anlamındadır......
Enam 25 tevbe 87 ayetlerinde ise 'kavram ve anlayış' olarak kullanılmıştır
Hac 46 'gözler kör olmaz lakin merkezdeki Kalbler kör olur'
Ayetinde gecen kalb kelimesi ise bir görüşe göre akıl, bir görüşe göreyse RUHTUR. Yalnız akıl diyenlerin görüşü isabetli değildir. Çünkü akıl için bu doğru değildir. Burdaki mecaz şuradaki mecaza benzer ;
Bakara 25 "altlarından nehirler akan cennetler" Zira nehirler akmaz, akan şey sulardır.
Ahzab 66 'تقليب' çevirmek manasında kullanılmıştır.
Şuara 219 'تقلب' dolanmak dolaşmak demektir 🌟
En eski kuran sözlüklerinden birisi isfehani, kuranın hiçbir ayetinde "kan pompalayan organ /kalp" manası vermemiştir. Bu da "kuranda kalb kelimesinin 'kan pompalayan organ /kalp' manası yoktur" tezimi de doğrulamaktadır.
Ayrıca Bunu sadece kuran ayetleri ile de ispat edebiliriz;
Kaf 37 "Kesinlikledir ki bunda, KALBİ olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır."
Sadece bu Ayette bile kalp (قلب) kelimesinin, kan pompalayan organ /kalp manasında olmadığı açıktır. Çünkü her insanda kan pompalayan ; kalp var. Burada sadece iman edenlerin sahip olduğu bir 'kalp' den bahsedilmiştir. Bu da kalp (قلب) kelimesinin kan pompalayan organ olarak kullanılmadığına kanıttır.
Ek bilgi olarak şunu da belirteyim;
Hac 46 "...gözler kör olmaz, lakin sudurda (🌟) olan kalpleri kör olur...
🌟Meallerde "göğüsler" anlamında meal edilen "Sudur صدور" kelimesi "sadr صدر" kelimesinin çoğuludur. Bu kelime için bilgi vermekte fayda var;
Bu kelime sadece "göğüs" anlamında değildir. Lisanul Arab, bu kelime için şunu söyler;
".. وصَدْر كل شيء: أَوّله.."
[sadr, her şeyin evveli/ilkidir]
Kuranda kasıt edilen "sadr صدر", göğüs anlamında olmayabilir. Bu anlamda olsa bile, ruhun manevi olarak göğüste bulunduğunu gösterir. Ek bilgi olarak belirtmek istedim..
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
(yazıda emeği geçen fatih'e teşekkürler)
Hubeyb Öndeş
Kur'an'ın pek çok ayetinde "kalp" diye meal edilen "kalb قلب" kelimesinin manası nedir? 'düşünebildiği söylenen bu şey nedir?
Ateistlerin "kalp düşünür mü?" sorusuna genelde kalbin mecaz olduğu söylenerek cevap veriliyor. Ancak kelime köküne girerek ve kuran bütünlüğüne bakarak farklı bir cevap vereceğim 🙂
Kuranın kalp (قلب) dediği 'kan pompalayan organ /kalp' değildir . Çünkü kuranın hiçbir ayetinde bu manada kullanılmıyor. Kelime anlamı da bu tezi desteklemektedir.
Bulunduğu toplumda bu kelime "kan pompalayan organ /kalp" manası olarak kullanılıyor olmasından dolayı böyle bir yanılgı ortaya çıkıyor.
Örneğin ; bugün biz "akıl" kelimesini "beyin" için kullanıyoruz. Ancak toplumumuzda "akıl" kelimesi "kalp" için de kullanılıyor.
Asırlar sonraki insanlar da bu kelimeyi bizim de "beyin" değil "kalp" olarak kullandığımızı düşünüyor.
Bu örnek verdiğim olay, "kalb قلب" kelimesinde de yaşanıyor. çünkü kuranda "kalb قلب" kelimesi "kan pompalayan organ /kalp" manasında değildi.. ☺️
Kalb قلب kelimesinin manası, "döndürmek" demektir.
Şu ayetlerde kullanılmıştır ;
(Araf 125 Alimran 144, şuara 227)
Araf 125 "قَالُٓوا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ"
"Onlar: Biz zaten Rabbimize DÖNECEĞİZ dediler"
(inne... munKALiBun انا... منقلبون [döneceğiz])
"peki döndürmek ile kalp(?) ne alaka?"
Kalp kelimesi için verilen manalardan birisi RUHTUR. İnsanın ruhu da çokça değişen/dönen olduğu için ruha "kalp" adı verilmiştir
En eski sözlüklerden birisi Ragıp isfehani bu kelime hakkında şunu söyler ;
🌟 "İnsanın 'kalbine' gelince, deniyor ki ; çokça değişken olduğundan dolayı bu adı almıştır. Kalbin eylemi veya özelliği olan RUH , ilim, şecaat vb manalarda 'kalb قلب' diye adlandırılır..
Ahzab 10 'kalbler gırtlaklara gelmiştir' ayetinde geçen kalb ise RUH anlamındadır......
Enam 25 tevbe 87 ayetlerinde ise 'kavram ve anlayış' olarak kullanılmıştır
Hac 46 'gözler kör olmaz lakin merkezdeki Kalbler kör olur'
Ayetinde gecen kalb kelimesi ise bir görüşe göre akıl, bir görüşe göreyse RUHTUR. Yalnız akıl diyenlerin görüşü isabetli değildir. Çünkü akıl için bu doğru değildir. Burdaki mecaz şuradaki mecaza benzer ;
Bakara 25 "altlarından nehirler akan cennetler" Zira nehirler akmaz, akan şey sulardır.
Ahzab 66 'تقليب' çevirmek manasında kullanılmıştır.
Şuara 219 'تقلب' dolanmak dolaşmak demektir 🌟
En eski kuran sözlüklerinden birisi isfehani, kuranın hiçbir ayetinde "kan pompalayan organ /kalp" manası vermemiştir. Bu da "kuranda kalb kelimesinin 'kan pompalayan organ /kalp' manası yoktur" tezimi de doğrulamaktadır.
Ayrıca Bunu sadece kuran ayetleri ile de ispat edebiliriz;
Kaf 37 "Kesinlikledir ki bunda, KALBİ olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır."
Sadece bu Ayette bile kalp (قلب) kelimesinin, kan pompalayan organ /kalp manasında olmadığı açıktır. Çünkü her insanda kan pompalayan ; kalp var. Burada sadece iman edenlerin sahip olduğu bir 'kalp' den bahsedilmiştir. Bu da kalp (قلب) kelimesinin kan pompalayan organ olarak kullanılmadığına kanıttır.
Ek bilgi olarak şunu da belirteyim;
Hac 46 "...gözler kör olmaz, lakin sudurda (🌟) olan kalpleri kör olur...
🌟Meallerde "göğüsler" anlamında meal edilen "Sudur صدور" kelimesi "sadr صدر" kelimesinin çoğuludur. Bu kelime için bilgi vermekte fayda var;
Bu kelime sadece "göğüs" anlamında değildir. Lisanul Arab, bu kelime için şunu söyler;
".. وصَدْر كل شيء: أَوّله.."
[sadr, her şeyin evveli/ilkidir]
Kuranda kasıt edilen "sadr صدر", göğüs anlamında olmayabilir. Bu anlamda olsa bile, ruhun manevi olarak göğüste bulunduğunu gösterir. Ek bilgi olarak belirtmek istedim..
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
(yazıda emeği geçen fatih'e teşekkürler)
Hubeyb Öndeş
Evreni 6 günde yaratan Tanrı neden kur'anı 23 yılda indirdi?
"Evreni 6 günde yaratan tanrı neden kur'anı 23 yılda indirdi?"
İlk olarak şunu belirteyim
🌟 "6 gün" bizim 24 saat saydığımız günlerden oluşan 6 gün değildir.
"yevm يوم" kelimesi eski sözlüklerde "dönem, çağ, evre" anlamında kullanılır. Bunu kur'an ayetleri ile de anlayabiliriz ;
Kur'an'ın pek çok ayetinde "kıyamet GÜNÜ (يوم القيامة)" ifadesi geçer (örnek :2/85)
Bu ayetlerde "gün" kelimesinin "dönem, zaman, evre" manasında olduğunu anlıyoruz. Çünkü kıyametin 24 saatlik bir zaman diliminden oluşmadığını biliyoruz.
Ayrıca bir diğer delil de Kur'an'a göre zaman görecelidir.
Bunu şu ayetlerden anlayabiliriz ;
Mearic 4 "süresi 50.000 yıl olan 1 günde ona yükselir"
Hac 47 "Allah katında 1 gün sizin saydığınız 1000 yıl gibidir"
Bilimsel olarak da ispat edilmiştir. Zaman görecelidir.
Arapçada 1000, 50.000 gibi sayılar çokluktan kinayedir. Bu ayetlerde 1 günün çok uzun yıllara denk olarak göreceli olduğu açıkça belirtiliyor.
Burdan anlaşılıyor ki ; 6 gün değil 6 evrede bir yaratılış vardır.
🌟 kur'an'ın 23 yılda inmesi bile mucizedir. Çünkü peygamber, kur'an'ın inişi esnasında her an ölüm riski ile yaşıyor. Pek çok savaşlara katıldığını, yaralandığını, kendisini öldürmeye teşebbüs edenlerin olduğunu biliriz. Peki kur'anı kendisi uydurmuş olsaydı, neden ölüm riski olduğunu bile bile 23 yıl gibi uzun bir süre beklesin ki?
O kadar savaşa katılmasına rağmen ölmüyor ancak kur'an'ın inişi Maide 3. Ayet " bugün dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” ile tamamlandıktan sonra ölüyor. Bu olay bile tarihsel olarak mucizedir. Çünkü bu kadar uzun bir sürede kitabın inişi tamamlanmadan önce ölmesi ihtimali çok yüksekti. Ama 5/67 ayeti ile kendisinin korunduğunu bildirmişti ve gerçekten de korundu...
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
İlk olarak şunu belirteyim
🌟 "6 gün" bizim 24 saat saydığımız günlerden oluşan 6 gün değildir.
"yevm يوم" kelimesi eski sözlüklerde "dönem, çağ, evre" anlamında kullanılır. Bunu kur'an ayetleri ile de anlayabiliriz ;
Kur'an'ın pek çok ayetinde "kıyamet GÜNÜ (يوم القيامة)" ifadesi geçer (örnek :2/85)
Bu ayetlerde "gün" kelimesinin "dönem, zaman, evre" manasında olduğunu anlıyoruz. Çünkü kıyametin 24 saatlik bir zaman diliminden oluşmadığını biliyoruz.
Ayrıca bir diğer delil de Kur'an'a göre zaman görecelidir.
Bunu şu ayetlerden anlayabiliriz ;
Mearic 4 "süresi 50.000 yıl olan 1 günde ona yükselir"
Hac 47 "Allah katında 1 gün sizin saydığınız 1000 yıl gibidir"
Bilimsel olarak da ispat edilmiştir. Zaman görecelidir.
Arapçada 1000, 50.000 gibi sayılar çokluktan kinayedir. Bu ayetlerde 1 günün çok uzun yıllara denk olarak göreceli olduğu açıkça belirtiliyor.
Burdan anlaşılıyor ki ; 6 gün değil 6 evrede bir yaratılış vardır.
🌟 kur'an'ın 23 yılda inmesi bile mucizedir. Çünkü peygamber, kur'an'ın inişi esnasında her an ölüm riski ile yaşıyor. Pek çok savaşlara katıldığını, yaralandığını, kendisini öldürmeye teşebbüs edenlerin olduğunu biliriz. Peki kur'anı kendisi uydurmuş olsaydı, neden ölüm riski olduğunu bile bile 23 yıl gibi uzun bir süre beklesin ki?
O kadar savaşa katılmasına rağmen ölmüyor ancak kur'an'ın inişi Maide 3. Ayet " bugün dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” ile tamamlandıktan sonra ölüyor. Bu olay bile tarihsel olarak mucizedir. Çünkü bu kadar uzun bir sürede kitabın inişi tamamlanmadan önce ölmesi ihtimali çok yüksekti. Ama 5/67 ayeti ile kendisinin korunduğunu bildirmişti ve gerçekten de korundu...
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Maide 33'te bahsedilen fesat nedir?
Maide 33'te bahsedilen "fesat فساد" nedir?
Maide 33'te şu ifade geçer "Allaha ve resulüne savaş açıp yeryüzünde FESAT (?) çıkarmaya çalışanların cezası ;öldürülmeleri yahut sürgün edilmeleri (...)"
"fesat فساد" nedir? Bunu açıklamadan önce şunu belirteyim ;
Din karşıtı bazı ateistler bu Ayette bahsedilen "fesat" için, "inkarcı olmak, dini eleştirmek" olduğunu iddia ediyor. Bu şekilde de dini savaş dini gibi göstermeye çalışıyorlar. Kuran üzerinde bunun cevabını vereceğim.
Öncelikle Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟
Onun dışında dini farklı kişilere bile savaş açmadığı sürece iyilik etme emri vardır. (Mumtehine 8 Fussilet 34)
Barışı emir eder (Enfal 61) 🌟
Yunus 99 "Allah dileseydi herkes hidayet bulurdu. Yoksa iman etmeleri için dine zorlayacak mısın?"
Bakara 256 "dinde zorlama yoktur"
inkar etmek fesat ise neden bu Ayette "öldürün" demiyor da zorlamanın yanlış olduğunu söylüyor?
Mümtehine 8 "Allah sizi dini uğrunda öldürmeyen ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz"
Savaşa teşebbüs etmediği ve çıkamaya çalışmadığı sürece iyilik etmeye müsaade olduğuna göre "fesat = inkar" demek bu ayetle çelişir.
Bakara 190 "size savaş açanlara karşı savaşın haddi aşmayın"
Savaş açıldığı sürece savaşın olduğunu söylüyor. Eğer "fesat =inkar" olsaydı 'savaş açanlara karşı savaşın' demez 'inkar eden herkesle savaşın:' derdi
Enfal 61"onlar barışa yanaşır ise sende BARIŞA YANAŞ "
Bu ayette savaşta olunan bir topluluğun barış teklif etmesi sonucu barışı emir ediyor.
"inkâr edenlere fesatçıdır" mantığına göre bu âyetin olmaması gerekiyordu. Çünkü bu mantığa göre ;inkar da olduğu sürece barış istese de savaş olacak (!) :)
Nisa 140. "Allahın ayetleri ile ALAY EDİLEN bir ortamda onlar başka bir söze geçinceye kadar onlarla oturma"
Eleştiriyi geçin ; doğrudan Allahın ayetleri ile alay olmasına rağmen "onlarla savaşın" demiyor.
Bu ayetten dolayı "Fesat = eleştiri" olamaz.
Peki fesat nedir? ;
Fesat فساد, barışın tam zıttıdır.
Şu ayetleri kontrol ediniz;
2:11
2:30
2:205
7:56
26:152
➡ Kasas 4 ": Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını yok ediyor kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o FESAT ÇIKARANLARDANDI."
Burdan da anlaşıldığı üzere
; fesat فساد" yeryüzünde bozgunculuk, haksız yere cana kıyma, masum insanlarla savaşmak , "
Maide 33. Âyette bu şekilde bozgunculuk çıkaranlara verilecek cezayı anlatıyor.
Birde sonraki ayete bakalım :)
➡ Maide 34. ": Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce TEVBE EDİP HATASINDAN VAZGEÇENLER HARİÇ. biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir."
Yani bu şekilde bir bozgunculuk, savaş çıkarmaya çalışıp, kendileri yakalanmadan önce hatasından vazgeçenlere ceza olmadığını söylüyor. :)
🌟 sonuç olarak Maide 33 terör suçunun cezasıdır.
Bu görüşüme bazı ateistlerin" 1400 yıldır kimse anlamadı bir tek sen mi anladın? "diyeceklerini duyar gibiyim :) 1400 yıllık ehli sünnetin kabul ettiği tefsirlerden Maide 33. Ayetin iniş sebebi hakkında görüşler ;
➡ fesat nedir?
Âyet-i kerimede geçen "Yeryüzünde fesat çıkarırlar." ifadesinden maksat, Allah tealanm yarattığı yeryüzünde mümin kullarının veya zımmilerin yollarını keserek haksız yere ve düşmanca, onlann mallarını alarak onlann ırz ve namuslarına edepsizce saldırarak onlara karşı isyan ederler ve bozgunculuk yaparlar." demektir.
İniş sebebi ;
- Enes b. Malik, Said b. Cübeyr, Cerir b. Abdullah, Urve b. Zübeyr ve Süddİ´den nakledilen diğer bir görüşe göre bu âyet-i kerime, Ukl veya Ureyne kabilelerinden, önce müslüman olup sonra dinden dönen, Allah´a ve Resulüne karşı savaş açarak Resulullah´ın çobanını öldürdükten sonra ganimet mallarını sürüp götüren bir kavim hakkında nazil olmuştur
Kaynak ;Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 3/272-280.
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Maide 33'te şu ifade geçer "Allaha ve resulüne savaş açıp yeryüzünde FESAT (?) çıkarmaya çalışanların cezası ;öldürülmeleri yahut sürgün edilmeleri (...)"
"fesat فساد" nedir? Bunu açıklamadan önce şunu belirteyim ;
Din karşıtı bazı ateistler bu Ayette bahsedilen "fesat" için, "inkarcı olmak, dini eleştirmek" olduğunu iddia ediyor. Bu şekilde de dini savaş dini gibi göstermeye çalışıyorlar. Kuran üzerinde bunun cevabını vereceğim.
Öncelikle Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟
Onun dışında dini farklı kişilere bile savaş açmadığı sürece iyilik etme emri vardır. (Mumtehine 8 Fussilet 34)
Barışı emir eder (Enfal 61) 🌟
Yunus 99 "Allah dileseydi herkes hidayet bulurdu. Yoksa iman etmeleri için dine zorlayacak mısın?"
Bakara 256 "dinde zorlama yoktur"
inkar etmek fesat ise neden bu Ayette "öldürün" demiyor da zorlamanın yanlış olduğunu söylüyor?
Mümtehine 8 "Allah sizi dini uğrunda öldürmeyen ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz"
Savaşa teşebbüs etmediği ve çıkamaya çalışmadığı sürece iyilik etmeye müsaade olduğuna göre "fesat = inkar" demek bu ayetle çelişir.
Bakara 190 "size savaş açanlara karşı savaşın haddi aşmayın"
Savaş açıldığı sürece savaşın olduğunu söylüyor. Eğer "fesat =inkar" olsaydı 'savaş açanlara karşı savaşın' demez 'inkar eden herkesle savaşın:' derdi
Enfal 61"onlar barışa yanaşır ise sende BARIŞA YANAŞ "
Bu ayette savaşta olunan bir topluluğun barış teklif etmesi sonucu barışı emir ediyor.
"inkâr edenlere fesatçıdır" mantığına göre bu âyetin olmaması gerekiyordu. Çünkü bu mantığa göre ;inkar da olduğu sürece barış istese de savaş olacak (!) :)
Nisa 140. "Allahın ayetleri ile ALAY EDİLEN bir ortamda onlar başka bir söze geçinceye kadar onlarla oturma"
Eleştiriyi geçin ; doğrudan Allahın ayetleri ile alay olmasına rağmen "onlarla savaşın" demiyor.
Bu ayetten dolayı "Fesat = eleştiri" olamaz.
Peki fesat nedir? ;
Fesat فساد, barışın tam zıttıdır.
Şu ayetleri kontrol ediniz;
2:11
2:30
2:205
7:56
26:152
➡ Kasas 4 ": Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını yok ediyor kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o FESAT ÇIKARANLARDANDI."
Burdan da anlaşıldığı üzere
; fesat فساد" yeryüzünde bozgunculuk, haksız yere cana kıyma, masum insanlarla savaşmak , "
Maide 33. Âyette bu şekilde bozgunculuk çıkaranlara verilecek cezayı anlatıyor.
Birde sonraki ayete bakalım :)
➡ Maide 34. ": Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce TEVBE EDİP HATASINDAN VAZGEÇENLER HARİÇ. biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir."
Yani bu şekilde bir bozgunculuk, savaş çıkarmaya çalışıp, kendileri yakalanmadan önce hatasından vazgeçenlere ceza olmadığını söylüyor. :)
🌟 sonuç olarak Maide 33 terör suçunun cezasıdır.
Bu görüşüme bazı ateistlerin" 1400 yıldır kimse anlamadı bir tek sen mi anladın? "diyeceklerini duyar gibiyim :) 1400 yıllık ehli sünnetin kabul ettiği tefsirlerden Maide 33. Ayetin iniş sebebi hakkında görüşler ;
➡ fesat nedir?
Âyet-i kerimede geçen "Yeryüzünde fesat çıkarırlar." ifadesinden maksat, Allah tealanm yarattığı yeryüzünde mümin kullarının veya zımmilerin yollarını keserek haksız yere ve düşmanca, onlann mallarını alarak onlann ırz ve namuslarına edepsizce saldırarak onlara karşı isyan ederler ve bozgunculuk yaparlar." demektir.
İniş sebebi ;
- Enes b. Malik, Said b. Cübeyr, Cerir b. Abdullah, Urve b. Zübeyr ve Süddİ´den nakledilen diğer bir görüşe göre bu âyet-i kerime, Ukl veya Ureyne kabilelerinden, önce müslüman olup sonra dinden dönen, Allah´a ve Resulüne karşı savaş açarak Resulullah´ın çobanını öldürdükten sonra ganimet mallarını sürüp götüren bir kavim hakkında nazil olmuştur
Kaynak ;Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 3/272-280.
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
İlk müslüman kimdir?
Zümer 12 enam 163 ve birkaç Ayette farklı kişilerin "ilk müslüman" olduğu söylenir. Bu konuda zaten ateistler tarafından çelişki iddia edilen bir konudur.
"ilk müslüman kimdir?" sorusuna genellikle "her peygamber kendi kavminin ilk müslümanıdır" şeklinde cevap veriliyor.
Ancak "ilk اول" kelimesinin manasını incelemediğimizi düşünüyorum.
Attığım ekran görüntüsü Ragıp isfehani'ye aittir. "ilk" olarak meal edilen "evl اول" kelimesinin manasından bahsediyor.
Evl اول kelimesinin manası "uyulacak kişi, önder " manasında olduğunu söylüyor
Zaten kuranda bu şekilde kullanımı da mevcuttur.
Örneğin Nisa 59 'da " وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ [sizden olan emir ÖNDERLERİ]"
Enam 163 ve Araf 143 "ben Müslümanların ilkiyim" ayetlerini isfehani "ben iman ve İslam konusunda UYULACAK kişiyim" olarak yorumluyor.
Yani bu soruya cevaben "her peygamber kendi kavminin ilk ÖNDERİDİR" diyebiliriz.
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
"ilk müslüman kimdir?" sorusuna genellikle "her peygamber kendi kavminin ilk müslümanıdır" şeklinde cevap veriliyor.
Ancak "ilk اول" kelimesinin manasını incelemediğimizi düşünüyorum.
Attığım ekran görüntüsü Ragıp isfehani'ye aittir. "ilk" olarak meal edilen "evl اول" kelimesinin manasından bahsediyor.
Evl اول kelimesinin manası "uyulacak kişi, önder " manasında olduğunu söylüyor
Zaten kuranda bu şekilde kullanımı da mevcuttur.
Örneğin Nisa 59 'da " وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ [sizden olan emir ÖNDERLERİ]"
Enam 163 ve Araf 143 "ben Müslümanların ilkiyim" ayetlerini isfehani "ben iman ve İslam konusunda UYULACAK kişiyim" olarak yorumluyor.
Yani bu soruya cevaben "her peygamber kendi kavminin ilk ÖNDERİDİR" diyebiliriz.
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
tanrı neden insan ile uğraşsın? Neden kendisine inanmadı diye cehenneme atsın?
Sık sorulan bir nonteist sorusuna özetle cevap vereyim.
"Bu kadar Galaksiyi yaratacak kadar büyük bir güç (tanrı) neden insan ile uğraşıyor? Neden kendisine inanmadı diye cehenneme atsın?"
İlk olarak şunu belirtmek isterim ;
Eğer yaratıcının gözünde Küçüklük değersizliği gösteriyor olsaydı, insandan çok daha küçük olan mikro alemi yaratmakla, DNA kodlarını yazmakla uğraşmazdı. Biz biliyoruz ki ; çıplak gözle göremediğimiz mikro (atom altı) bölümü, bizim gözümüzle gördüğümüz evrenden daha da geniştir :) bir nevi hepimizin içinde binlerce dünya var.
Bu demek oluyor ki ; yaratıcının (Allah'ın) gözünde küçüklük değersizliği göstermiyor.
Mikrodan makroya dna bile herşeyi ince bir şekilde dizayn eden tanrının insanla uğraşması şaşılacak bir şey değil, aksine evrendeki her şeye bir amaç veren tanrının, insanı umursamıyor, onu boşu boşuna yaşa ve öl diye yaratıyor, hiçbir sorumluluk vermiyor olması mantıksızdır. :)
Zaten kur'an'da bütün evrenin sadece insan için yaratıldığına dair bir ifade yoktur. Başka gezegenlerde başka canlılar da olabilir..
🌟 neden tapılmasını istiyor? Neden inanmayanları cezalandırıyor?
➡ İlk olarak Allah'ın emir ve yasaklarına bakalım. Çünkü "inandık" demeyle cennete girilmiyor (Ankebut 2). İnananların itaat etmesi emir istenir (Nisa 59)
Yaratıcımız Neyi emir ediyor? Neyi yasaklıyor? Bu emir ve yasaklarında dünyanın zararına bir şey var mı? Yok. Verdiği emir ve yasaklar dünyanın ve insanlığın iyiliği için. Dünyanın daha yaşanılır bir yer olması içindir.
Neyi emir ediyor ve yasaklıyor ;
İyiliği emir et, kötülükten alıkoy, zekâtı ver, ihtiyaçtan fazlasını yoksullara yetimlere ver[9/71] zulüme karşı savaş, [4/75, 1/190], insanlara güzellikle söz söyle, anneye babaya iyi davran, kadınlar ile iyi geçinin, [4/19] barış isteyin [8/61]
Zina ve kumar yasak, [5/90, 17/32] iyiliği engellemek yasak [50/25], haksız yere öldürme [17/33]yeryüzünden bozgunculuk çıkarmak yasak,dine zorlamak yasak,[10/5] dinin İçinde de zorlama yasak, [2/256]( örnekler çoğaltılabilir)
İnanmayan insan bu kurallara uymaz. Bulunduğu toplumun kurallarına veya kendi arzularının kurallarına boyun eğer.
Bulunduğu toplum insanlığın zararına olan şeyleri doğru kabul ediyor olsa bile buna boyun eğer. Çünkü İnsanın yapısı budur :)
İşte! Bu yüzden yaratıcımız sadece kendi kurallarına boyun eğmemizi ister ki ; başka şeylere boyun eğip de kaos bir dünya hayatı yaşanmasın.
İnsanın, yaratıcının kanunlarına inanması ve ona teslim olması için ;
Korku + ödül gerekir.
Bu yüzden yaratıcımız, cehennem ile korkutur , cennet ile müjdeler.
"peki bir ateist iyi olamaz mı?" sorusu akla gelebilir.
Elbette ki iyi olabilir.
Ancak ; "yaşayacağım sadece bu dünya hayatı var." diyen birine 'zulüme karşı canıyla mücadele' etmesi için savaşa kim çağırabilir?
"iki tarafın da rızası var zina yanlış değildir" diyen birine zinanın yanlış olduğunu kim anlatabilir?
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
"Bu kadar Galaksiyi yaratacak kadar büyük bir güç (tanrı) neden insan ile uğraşıyor? Neden kendisine inanmadı diye cehenneme atsın?"
İlk olarak şunu belirtmek isterim ;
Eğer yaratıcının gözünde Küçüklük değersizliği gösteriyor olsaydı, insandan çok daha küçük olan mikro alemi yaratmakla, DNA kodlarını yazmakla uğraşmazdı. Biz biliyoruz ki ; çıplak gözle göremediğimiz mikro (atom altı) bölümü, bizim gözümüzle gördüğümüz evrenden daha da geniştir :) bir nevi hepimizin içinde binlerce dünya var.
Bu demek oluyor ki ; yaratıcının (Allah'ın) gözünde küçüklük değersizliği göstermiyor.
Mikrodan makroya dna bile herşeyi ince bir şekilde dizayn eden tanrının insanla uğraşması şaşılacak bir şey değil, aksine evrendeki her şeye bir amaç veren tanrının, insanı umursamıyor, onu boşu boşuna yaşa ve öl diye yaratıyor, hiçbir sorumluluk vermiyor olması mantıksızdır. :)
Zaten kur'an'da bütün evrenin sadece insan için yaratıldığına dair bir ifade yoktur. Başka gezegenlerde başka canlılar da olabilir..
🌟 neden tapılmasını istiyor? Neden inanmayanları cezalandırıyor?
➡ İlk olarak Allah'ın emir ve yasaklarına bakalım. Çünkü "inandık" demeyle cennete girilmiyor (Ankebut 2). İnananların itaat etmesi emir istenir (Nisa 59)
Yaratıcımız Neyi emir ediyor? Neyi yasaklıyor? Bu emir ve yasaklarında dünyanın zararına bir şey var mı? Yok. Verdiği emir ve yasaklar dünyanın ve insanlığın iyiliği için. Dünyanın daha yaşanılır bir yer olması içindir.
Neyi emir ediyor ve yasaklıyor ;
İyiliği emir et, kötülükten alıkoy, zekâtı ver, ihtiyaçtan fazlasını yoksullara yetimlere ver[9/71] zulüme karşı savaş, [4/75, 1/190], insanlara güzellikle söz söyle, anneye babaya iyi davran, kadınlar ile iyi geçinin, [4/19] barış isteyin [8/61]
Zina ve kumar yasak, [5/90, 17/32] iyiliği engellemek yasak [50/25], haksız yere öldürme [17/33]yeryüzünden bozgunculuk çıkarmak yasak,dine zorlamak yasak,[10/5] dinin İçinde de zorlama yasak, [2/256]( örnekler çoğaltılabilir)
İnanmayan insan bu kurallara uymaz. Bulunduğu toplumun kurallarına veya kendi arzularının kurallarına boyun eğer.
Bulunduğu toplum insanlığın zararına olan şeyleri doğru kabul ediyor olsa bile buna boyun eğer. Çünkü İnsanın yapısı budur :)
İşte! Bu yüzden yaratıcımız sadece kendi kurallarına boyun eğmemizi ister ki ; başka şeylere boyun eğip de kaos bir dünya hayatı yaşanmasın.
İnsanın, yaratıcının kanunlarına inanması ve ona teslim olması için ;
Korku + ödül gerekir.
Bu yüzden yaratıcımız, cehennem ile korkutur , cennet ile müjdeler.
"peki bir ateist iyi olamaz mı?" sorusu akla gelebilir.
Elbette ki iyi olabilir.
Ancak ; "yaşayacağım sadece bu dünya hayatı var." diyen birine 'zulüme karşı canıyla mücadele' etmesi için savaşa kim çağırabilir?
"iki tarafın da rızası var zina yanlış değildir" diyen birine zinanın yanlış olduğunu kim anlatabilir?
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
"kâfirleri dost edinmeyin" ayeti. Kurana göre kafirlere iyilik edilir mi?
Birinin ateist olması sizin ona düşman olacağınız, iyilik ;arkadaşlık etmeyeceğiniz anlamına gelmez.
Kuran buna müsaade eder ;
➡ Mümtehine 7" Olur ki Allah sizinle düşman olduklarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
🌟
➡ Mumtehine 8 "Allah sizi dini uğrunda öldürmeyen (قتل k-t-l) ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adil olanları sever"
🌟
➡ Fussilet 34 "iyilik ile kötülük bir olmaz kötülüğü iyilik ile def et. Bakarsın ki sana düşman olan kişi çok yakın bir dost olur"
[Mumtehine 8i çoğu meal "din uğrunda savaşmayan" şeklinde meal etmiş ama Ayette "harp" değil "katl (öldürmek)" yazıyor. Bu yüzden bu şekilde meal ettim :) ]
Bu ayetlere göre bir ateist bizi öldürmeye ve yurttan çıkarmaya çalışmadığı sürece iyilik etmeye müsaade vardır :)
Kimler ile dostluk edilmez?
Bu ayet yeterince açıklıyor ;
➡ Mümtehine 9.Ayet: Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.
Kuranda geçen diğer "yahudiler ve hristiyanlari dost edinmeyin" "kâfirleri dost edinmeyin" ayetleri de Mumtehine 9 ile bağlantılıdır.
Ayrıca Ayette "dost" diye çevrilen kelime "veli" şeklinde geçer.
Veli /dost edinmek onu rehber edinmektir. Tıpkı şu Ayette yazdığı gibi ;
➡ Allah, inananların velisidir , onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürürler. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.
(Sure No:2 Ayet No :257)
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Kuran buna müsaade eder ;
➡ Mümtehine 7" Olur ki Allah sizinle düşman olduklarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
🌟
➡ Mumtehine 8 "Allah sizi dini uğrunda öldürmeyen (قتل k-t-l) ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adil olanları sever"
🌟
➡ Fussilet 34 "iyilik ile kötülük bir olmaz kötülüğü iyilik ile def et. Bakarsın ki sana düşman olan kişi çok yakın bir dost olur"
[Mumtehine 8i çoğu meal "din uğrunda savaşmayan" şeklinde meal etmiş ama Ayette "harp" değil "katl (öldürmek)" yazıyor. Bu yüzden bu şekilde meal ettim :) ]
Bu ayetlere göre bir ateist bizi öldürmeye ve yurttan çıkarmaya çalışmadığı sürece iyilik etmeye müsaade vardır :)
Kimler ile dostluk edilmez?
Bu ayet yeterince açıklıyor ;
➡ Mümtehine 9.Ayet: Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.
Kuranda geçen diğer "yahudiler ve hristiyanlari dost edinmeyin" "kâfirleri dost edinmeyin" ayetleri de Mumtehine 9 ile bağlantılıdır.
Ayrıca Ayette "dost" diye çevrilen kelime "veli" şeklinde geçer.
Veli /dost edinmek onu rehber edinmektir. Tıpkı şu Ayette yazdığı gibi ;
➡ Allah, inananların velisidir , onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürürler. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.
(Sure No:2 Ayet No :257)
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Bakara 62 sadece müslümanlar mı cennete gider?
Sadece müslümanlar mı cennete gidecek?
Öncelikle şunu belirteyim ;
🌟 Bakara 111.Ayet: (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.
Kuran bu ayeti ile "sadece yahudiler ve hristiyanlar cennete girecektir" diyen ehli kitaba karşı "bu onların kuruntusudur" derken, Müslümanların da "sadece müslümanlar cennete girecektir" demesi doğru değildir..
Bu dediğime karşılık genelde "ayetlerimizi inkar edenler cehennemdedir," (Zümer 63)
gibi ayetler ile "sadece müslümanlar cennete girecektir" şeklinde itirazlar ediliyor.
Ancak gözden kaçırılan nokta şudur ;
Bir şeyi inkar etmek için onun mesajının size ULAŞMIŞ olması gerekir. :)
Zaten kuranda bu konuda ; İsra 15 "biz hiçbir kavme 'mesajı ileten' (resul رسول) göndermeden azap etmedik" demektedir.
🌟 bu ayet genel meallerde "peygamber göndermeden azap etmedik" şeklinde meal ediliyor. Ancak ilgili Ayette "Nebi نبي" değil "resul رسول" yazmaktadır.
Resul رسول kelime anlamı "mesajı ileten, uyarıcı" demektir. Kuranı Kerim mushaf olarak 'mesajı ileten' konumundadır. Kuranın mesajı anlatıldığı sürece, işiten kişiye resul (mesajı ileten) ulaşmış olur
Yani kişiye kur'an'ın mesajı gelmedi ise ona cezanın olmadığını belirtiyor.
➡ Bakara 62" muhakkak ki ; iman edenlerden yahudilerden Hristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allaha ve ahiret gününe iman edip Sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir"
Ayetin ilk kısmında "emenu آمنوا [iman edenlerden]" şeklinde başlamaktadır.
Bu iman edenler için 3 şart sayılıyor ;
Yaratıcıya iman (1)ahirete iman (2)ve iyilik yapmak (3)
Bu 3 şart olduğu sürece onların da cennetlik olduğunu belirtiyor :)
Bu ayette bunu destekler ;
➡ Bakara 112.Ayet: Bilâkis, kim iyilik eden olarak yüzünü Allah´a döndürürse (Allah´a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler.
Sonuç olarak ; eğer birisi kuranın mesajına ulaşmadı, onu kendi dilinde okuyamadı ise yaratıcıya ve ahiret gününe şirk koşmadan iman edip , iyilik yapan birisi ise cennete gider.
Unutmayın ; "Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez" (bakara 286)
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Öncelikle şunu belirteyim ;
🌟 Bakara 111.Ayet: (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.
Kuran bu ayeti ile "sadece yahudiler ve hristiyanlar cennete girecektir" diyen ehli kitaba karşı "bu onların kuruntusudur" derken, Müslümanların da "sadece müslümanlar cennete girecektir" demesi doğru değildir..
Bu dediğime karşılık genelde "ayetlerimizi inkar edenler cehennemdedir," (Zümer 63)
gibi ayetler ile "sadece müslümanlar cennete girecektir" şeklinde itirazlar ediliyor.
Ancak gözden kaçırılan nokta şudur ;
Bir şeyi inkar etmek için onun mesajının size ULAŞMIŞ olması gerekir. :)
Zaten kuranda bu konuda ; İsra 15 "biz hiçbir kavme 'mesajı ileten' (resul رسول) göndermeden azap etmedik" demektedir.
🌟 bu ayet genel meallerde "peygamber göndermeden azap etmedik" şeklinde meal ediliyor. Ancak ilgili Ayette "Nebi نبي" değil "resul رسول" yazmaktadır.
Resul رسول kelime anlamı "mesajı ileten, uyarıcı" demektir. Kuranı Kerim mushaf olarak 'mesajı ileten' konumundadır. Kuranın mesajı anlatıldığı sürece, işiten kişiye resul (mesajı ileten) ulaşmış olur
Yani kişiye kur'an'ın mesajı gelmedi ise ona cezanın olmadığını belirtiyor.
➡ Bakara 62" muhakkak ki ; iman edenlerden yahudilerden Hristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allaha ve ahiret gününe iman edip Sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir"
Ayetin ilk kısmında "emenu آمنوا [iman edenlerden]" şeklinde başlamaktadır.
Bu iman edenler için 3 şart sayılıyor ;
Yaratıcıya iman (1)ahirete iman (2)ve iyilik yapmak (3)
Bu 3 şart olduğu sürece onların da cennetlik olduğunu belirtiyor :)
Bu ayette bunu destekler ;
➡ Bakara 112.Ayet: Bilâkis, kim iyilik eden olarak yüzünü Allah´a döndürürse (Allah´a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler.
Sonuç olarak ; eğer birisi kuranın mesajına ulaşmadı, onu kendi dilinde okuyamadı ise yaratıcıya ve ahiret gününe şirk koşmadan iman edip , iyilik yapan birisi ise cennete gider.
Unutmayın ; "Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez" (bakara 286)
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Kuranda anlatılanlar eski kitaplarda yazıyor muydu? Mucizeler eski kaynaklardan alıntı mı?
Kuran mucizelerine ve kuranda anlatılan olaylara karşı ateistlerin "önceki kaynaklarda zaten yazıyordu. Kuran bunları alıntı yaptı!" iddiası geçersizdir
Öncelikle şunu belirteyim ;
Ala 18-19 ayetlerinde kuran der ki
"şüphesiz bu (anlatılanlar) öncekilerin suhuflarında da Musa ve İbrahimin suhuflarında da vardır" diyor.
Bu yüzden eski kaynaklarda kuranda yazan bazı bilimsel şeylerin ve benzeri, aynı olayların yazılı olmasında şaşılacak bir şey yoktur.
Bakara 4 "onlar sana inene de senden ÖNCE İNDİRİLENLERE DE iman ederler"
Öncekilerin de Allahın indirdiğini belirtiyor. Bu yüzden benzerlik ve ortak noktaları mutlaka olacaktır
Ahzab 62 "Allahın geçmişten gelen kanunu budur Allahın kanununda değişme göremezsin"
Kanun ve olaylar herşey aynı iken, eski kaynaklarda, kuranda anlatılan olayların aynısının olmasından başka ne beklenebilir? Allah en başından beri vahiy gönderdi ise benzerlik olması, hepsinin tek elden (Allahtan) geldiğine kanıttır
Mucizeler konusunda ;kuranın bu kitaplardan alıntı yaptığını düşünmek de saçmadır
Çünkü ;
Kuranın bulunduğu çağda herhangi bir konuda binlerce iddia varken kuranın bunların arasında sadece doğru bilgiyi seçmesi imkânsız.
Mesela hiç eğitim almadığınız bir sınava girdiniz, karşınızda 100 tane soru koysalar her biri içinde 1000 tane seçenek koysalar bunların hepsini de doğru işaretleme şansınız yok. Çünkü elinizde o bilginin doğru veya yanlış olduğunu belirleyecek bir şey yok.
Kuranın bulunduğu çağda da böyleydi. Hz Muhammed bunlardan doğru olanları seçecek imkana sahip değildi.
Bulunduğu çağda kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap yazması da imkansızdı
Sadece bu olay bile kuranın insan elinden çıkmadığına kanıttır! 🌟
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Öncelikle şunu belirteyim ;
Ala 18-19 ayetlerinde kuran der ki
"şüphesiz bu (anlatılanlar) öncekilerin suhuflarında da Musa ve İbrahimin suhuflarında da vardır" diyor.
Bu yüzden eski kaynaklarda kuranda yazan bazı bilimsel şeylerin ve benzeri, aynı olayların yazılı olmasında şaşılacak bir şey yoktur.
Bakara 4 "onlar sana inene de senden ÖNCE İNDİRİLENLERE DE iman ederler"
Öncekilerin de Allahın indirdiğini belirtiyor. Bu yüzden benzerlik ve ortak noktaları mutlaka olacaktır
Ahzab 62 "Allahın geçmişten gelen kanunu budur Allahın kanununda değişme göremezsin"
Kanun ve olaylar herşey aynı iken, eski kaynaklarda, kuranda anlatılan olayların aynısının olmasından başka ne beklenebilir? Allah en başından beri vahiy gönderdi ise benzerlik olması, hepsinin tek elden (Allahtan) geldiğine kanıttır
Mucizeler konusunda ;kuranın bu kitaplardan alıntı yaptığını düşünmek de saçmadır
Çünkü ;
Kuranın bulunduğu çağda herhangi bir konuda binlerce iddia varken kuranın bunların arasında sadece doğru bilgiyi seçmesi imkânsız.
Mesela hiç eğitim almadığınız bir sınava girdiniz, karşınızda 100 tane soru koysalar her biri içinde 1000 tane seçenek koysalar bunların hepsini de doğru işaretleme şansınız yok. Çünkü elinizde o bilginin doğru veya yanlış olduğunu belirleyecek bir şey yok.
Kuranın bulunduğu çağda da böyleydi. Hz Muhammed bunlardan doğru olanları seçecek imkana sahip değildi.
Bulunduğu çağda kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir ayeti olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap yazması da imkansızdı
Sadece bu olay bile kuranın insan elinden çıkmadığına kanıttır! 🌟
#bir_sorgulayan_muslumanin_gozunden
Hubeyb Öndeş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














